Bir zamanlar Amerika’da okulun birinde yaramaz mı yaramaz , haylaz mı haylaz bir öğrenci varmış. Hangi taşı kaldırsalar altından bu yaramaz çocuk çıkarmış. Annesi babası okula çağırılmaktan bıkmış usanmış, ama elden ne gelir her çağırıldıklarında da mutlaka giderlermiş. Derslerde neredeyse okulun en başarısız öğrencisiymiş.
Babasının iş yoğunluğu nedeniyle genellikle annesi okula gider, şikayetleri dinler, boynu bükük, gözü yaşlı eve dönermiş. Artık sınıf geçmek şöyle dursun okuldan atılmasın, eline bir diploma alabilsin diye dua eder dururlarmış.
Amerika’da SAT diye okulu bitirme varmış.(Böyle bir uygulama 70’li yıllarda bizde ortaokullarda da vardı. Ders notlarınız kaç olursa olsun Türkçe, Matematik zorunlu, Fen Bilgisi ve Sosyal Bilgiler ise seçmeli olurdu. Bu sınavlarda 10 üzerinden 5 almak zorundaydınız.)
Bu çocuk bu SAT sınavına girer ve 1600 tam puan üzerinden 1450 puan alır.
Bunun imkansız olduğunu düşünen annesi, “Tabii kopya çektin değil mi?” der.Çocuk “Anne, kopya çekmek imkansız. Ama ben de anlamadım, belki şansım yaver gitti ve bu puanı aldım” dese de anne baba buna inanmazlar. Bu puanla mezun olan çocuk iyi bir üniversitenin yazılım programına girer.
Bu özgüvenle çocukta müthiş bir değişim başlar. Önce arkadaş çevresini değiştirir. Kendisinden daha zeki öğrencilerle arkadaşlık kurmaya başlar. Onlarla sohbet etmek, onlarla etkinliklere katılmak bu çocukta inanılmaz bir değişim meydana getirir. Derslerine daha çok çalışarak okulunu derece ile bitirir. Kariyerli bir üniversiteden mezun olduğundan, çok iyi bir şirkette işe başlar. İyi bir evlilik yapar. Şirkette üst düzey yöneticilik pozisyonları elde eder.
*
Bir gün annesini ziyarete gittiğinde eve bir telefon geliyor . Annesi dinliyor ve telefonu kapatıyor. Oğlu kimin aradığını merak edip soruyor. Annesi “Okulundan aradılar. Hani sen bir sınavda 1450 puan almıştın ya, aslında sadece 450 puan almışsın. Hata ile 1 rakamı eklenmiş ve 1450 olmuş. Onu söylediler” diyor.
Bu çocuktaki değişimi neye bağlamalısınız?
Çocuğun aldığı bu puan yanlışlıkla da olsa çocuğa bir özgüven aşılıyor. Onda inanılmaz bir değişim meydana getiriyor. Bu kişinin başaracağına inanmasıyla mümkün olabilir.
*
Bir anekdot da rahmetli Doğan Cüceloğlu’ndan dinlemiştim.
Hoca anlatıyor: Amerikada master yaparken çok farklı ülkelerden arkadaşlar var. Bir İngiliz arkadaş beni yemeğe davet etti.(Batı kültüründe yemeğe davet edilirsiniz ama herkes yediği yemeğin parasını öder.) Yemeği yedik. Bir ay kadar çok samimi olduk. Bir ay sonra beni davet etmedi. Dedim acaba bir hata mı yaptım da beni yemeğe davet etmiyor.
Bunu oda arkadaşıma anlattım. Beni dinledi. Eee ne istiyorsun? dedi. Acaba arkadaşıma sorabilir misin benim ne hatam olmuş,dedim. Bana hayatımın dersini verdi. Beni niye aracı koyuyorsun. Git kendin sor dedi. Adam doğru söylüyor. Sorun benim sorunum. Çözecek olan da İngiliz’le benim.
Neyse bir gün ona dedim ki eskiden beni yemeğe davet ediyordun, keyifli sohbetlerimiz olurdu. Bir hata mı yaptım da beni yemeğe davet etmiyor ve bana zaman ayırmıyorsun? O İngiliz arkadaşım bana dedi ki: Bak Doğan.Seninle dünya görüşümüz aynı, zevklerimiz aynı, olaylara bakışımız, algılayışımız aynı. Senden yeni birşey öğrenme olanağım var mı? Yok. Eeee neden zamanımı yeni birşeyler öğreneceğim insanlara ayırmayayım? Bu cevap bana daha büyük bir ders oldu.
Rahmetliden inşallah hepimize ders olmuştur. Sorunlarımızı çözmede aracı kullanmayacakmışız ve bize yeni birşeyler katacak insanlarla arkadaşlık yapacakmışız ki onlardan yeni birşeyler öğrenebilelim.
Unutmayalım ki öğrenmenin yaşı yoktur. Beşikten mezara kadar …