Kültür, bir toplumun tarih boyunca geliştirdiği ve nesiller boyunca aktardığı bilgi, değer, inanç, norm, gelenek, sanat, dil ve yaşam biçimlerinin tamamıdır.

Toplumu oluşturan bireylerin düşünce yapısını, davranış biçimlerini ve sosyal ilişkilerini belirleyen ortak bir yapıdır. Her toplumun kendine özgü bir kültürel yapısı vardır ve bu yapı, o toplumun kimliğini oluşturur.

Kültür, bireylerin çevresiyle kurduğu etkileşim sonucunda öğrenilir, uygulanır ve toplumsal hayatın içinde şekillenir. Ortaya çıkan bu ortak yaşam dili, hem bireyleri toplumun bir parçası haline getirir hem de toplumsal düzenin devamını sağlar.

Giyim tarzından sanata, dilden ahlaki yargılara kadar birçok öge kültürün içindedir ve bu ögeler zaman içinde değişip gelişebilir. Bu yönüyle kültür, hem geçmişi hem de bugünü içinde barındıran dinamik bir yapıdır.

Kültürü oluşturan temel unsurlar dil, din, gelenek, sanat, ahlak, hukuk, eğitim, ekonomi, değer yargıları ve toplumsal kurumlardır.

Bu unsurların başında dil yer alır çünkü kültürel aktarımın en güçlü aracıdır.

Millî kültür, milletin karakterini ve dünyaya bakışını belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Geçmişten günümüze toplumumuzda akrabalık ilişkilerimizi belirten sözler kullanmışızdır. Annenin kız kardeşine teyze, erkek kardeşine dayı, babanın erkek kardeşine amca (emmi), kız kardeşine hala demişiz. Evlilikte eve gelen kadın gelin, evlenen erkek damat (güveyi - güya) olurdu. Anlamı ailenin bir parçası olan figürleri ifade ederlerdi. Ana, ebe, dede, kayın, gürümce, baldız gibi sözcükler ne anlam ifade eder, küme denir kime denmez bilirlerdi.

Ancak karşılaştığımız ve kim olduğunu bilmediğimiz insanlara da tahmin ettiğimiz yaşlarına göre amca, dayı, teyze diye hitap edilirdi. Hiç kimse yaşça kendinden büyük birisine adıyla hitap etmezdi… Adının sonuna abi, abla, teyze.. gibi bir sözcük eklerdi. Bunlar kültürümüzün yüzyıllardır genetik kodlarıydı. Toplumda genel kabul görmüş ve kullanılagelmişti.

Ne yazık ki son zamanlarda moda haline gelmiş yanlış bir kullanım görmeye başladık. Farkında mısınız bilmiyorum. Üç yaşındaki çocuğa babası oğlum kızım demiyor babacım, annesi annecim, ablası ablacığım, abisi abicim, dayısı dayıcım, dedesi dedecim…demeye başladı. Bu moda da bayağı revaçta. Kız erkek çocuk olması da farketmiyor. Yahu birader, sen bu çocuğun babasıysan oğlum, kızım desene. Dayısıysan yeğenim, dedesiysen torunum desene…Bu çocuk mu senin dayın sen mi bu çocuğun dayısısın Allah aşkına..

İşin garibi bu durumu kimse de yadırgayıp eleştirmiyor. Hani dua bilmeyen bir insan cuma namazında imamın arkasında “uydum imama”der ya tam o vaziyetteyiz. Herkes “uydum imama” deyip gidiyor.

Bu durum çocukta ne yaratıyor farkında değiliz. Çocuk ben mi bunun dayısıyım, yoksa bu mu benim dayım diyor. Böyle yapmakla sözcüklerin anlamının içini boşaltıyorsunuz. Dolayısıyla kültürünüzü de hiçe sayıyorsunuz. Gerçi dil’miş, kültürmüş kimin umurunda ki..

Beş yaşındaki çocuğun dedesine hey Mehmet, ebesine Kız Hayriye diye sesleneceği günlere doğru koşar adım ilerliyoruz. Bizim kuşak belki görmeyecek ama bu duyarsızlıkla yeni nesil korkarım bunu yaşayacak..

Farkındaysanız bayramların içini boşaltıp, 4 er günlük dini bayramları 9-10 güne yuvarlayıp tatile çevirdik. Amaç sahillerdeki otellerimiz dolsun da turizmden para kazanılsın.

Kazanılsın kazanılsın da be kardeşim.. Dilinin kültürünün mezar taşlarını hazırlıyorsun.. Benden söylemesi…..