---------------KENT NOTLARI-------------------

Umut Radyo’da birlikte “Çorum Güncesi” programını yaptığımız sevgili Meltem Danışman Çınar, bir programımızda “Çocukluğunuzdan beri en büyük hayaliniz neydi?” diye sormuştu da, “Çorum’un medeni bir kent haline gelmesine katkıda bulunmak ve bu medeni kentte yaşamak” karşılığını vermiştim.

Bu uğurda elimden gelen çabayı harcadığımı sanıyorum, ama bir de bakıyorum ki; “Az gitmişiz, uz gitmişiz, dere tepe düz gitmişiz, bir arpa boyu yol gitmişiz!..”

Kuşkusuz Çorum her alanda çok mesafe aldı; bizim çocukluğumuzdaki 30 bin nüfuslu kent 300 bin nüfusa ulaştı. Kentsel donatılar olağanüstü zenginleşti, ekonomik olarak büyüdü, sanayileşti, sosyal yaşam değişime uğradı.

Ne var ki, hayalini kurduğumuz “medeni kent” olamadı bir türlü.

Onun için, “medenileşme yerine magandalaşmayı tercih eder hale geldiğimizi” geçenlerde içim acıyarak yazmak zorunda kaldım.

Nereye dönüp baksak “bozulma”, “çürüme”…

Öyle olunca, meşhur türkü geliyor aklıma; “57 yıldır boşa çiğnemişim yalan dünyayı!”

Gazeteci olarak 57 yıl çırpınıp dur, ama sonuçta bir arpa boyu yol alamadığını, açıkça “kaybettiğini” farket!..

Elbette çok üzüyor insanı.

Enerjimin sıfıra düştüğünü hissediyorum böyle anlarda.

Neyse ki, Çetin Altan’ın dilimden düşürmediğim sözü yetişiyor imdadıma: Enseyi karartmak yok!

*

Eskiler “marifet iltifata tabidir” demiş.

Motivasyonumu onaran bir diğer unsur da, eş-dost ve hemşehrilerimin takdir duyguları, övgüleri oluyor.

Çabucak ayağa kalkmamı sağlıyor.

Beni yakından tanıyan hemen herkes “pozitif” ve “objektif” kişiliğimi, vatan-millet-bayrak sevgimi, Çorum’a olan tutkumu iyi bilir. Dolayısıyla, -beni yakından tanıyanlardan- gördüğüm sevgi, saygı, ilgi ve övgü beni hayata bağlıyor.

Gücüme güç katıyor.

*

19 Ekim 2026 günlü gazetemizde, sevgili arkadaşım Banu Özdil Yücel’in “Çorum’un Sessiz Kahramanları” başlıklı yazısındaki ifadeleri elbette çok mutlu etti beni. Ama en önemlisi, argoda “halkın dibi” diye tanımlanabilecek, mütevazı, daha da ötesi “sıradan” günlük yaşamıma açtığı şu pencere:

“Sabah tıraşını olmuş, takımını özenle giymiş, iş çantasını alıp Gazi Caddesi’nden Çorum Haber’e doğru yürüyen Mehmet Abi’yi görmek…”

İşte tam da bu…Neysem o…Ne bir fazla, ne bir eksik…

*

Geçmişte birlikte çalıştığımız sevgili kardeşim Hidayet Bay da, geçen hafta, yıllar sonra ziyaretime geldi, özlem giderdik.

O’nun “Bazı insanlar sadece gazeteciliği değil insan olmayı da öğretir” başlıklı yazısı da 21 Ekim Çarşamba günü çıktı.

Beni mahcup edecek kadar güzel şeyler yazmış hakkımda, sağolsun.

Bir cümlesi şöyleydi:

“Gazetecilik bazen bir şehrin hafızası, bazen bir vatandaşın sesi, bazen de unutulmaya yüz tutmuş değerlerin savunucusu olmaktır.”

*

Sosyal medyada bu yazının altına yazılan yorumlar da “bir faninin yaşarken duymaktan bahtiyar olacağı” güzellikteydi.

Örneğin, isminin baş harflerini kullanan bir hemşehrim şunları söylüyordu:
“Mehmet Yolyapar Çorum’un medar-ı iftiharıdır. Asla vazgeçmez. Doğru bildiği yolda yalnız bile olsa tek başına yürüyen adamdır. Bıkmadan usanmadan Çorum’un hak ettiklerini sürekli dile getirir. Her kesim tarafından hem takdir edilir, hem de çok sevilir. Selâm olsun.”

*

Hani derler ya dostlar; artık ölsem de gam yemem!

Çok teşekkür ederim, tanıdığım-tanımadığım sevgili kardeşlerim, arkadaşlarım, hemşehrilerim…

Yüreği güzel insanlar…