----------------------KENT NOTLARI-------------------
“Bu coğrafyada demokrasiye gerek yok, en iyi işleyen model, merhametli-hayırsever monarşiler ve güçlü liderlik rejimleridir” görüşünün dünyayı yönetenlerin katında benimsendiğini Tom Barrack tüm dünyaya ilan etmişti.
Muktedirlerden gerekli icazet alındıktan sonra, hukukun askıya alındığı, muhalefet etmenin suç sayıldığı, ülkenin varlıklarına, doğasına çökülmeye başlandığı gerçeğini zaten yaşamaktayız.
Bir kesim var ki, “benim kağnım gıcılasın da, varsın eloğlu kınasın” modunda…Kendi çıkarından başka şey düşünmüyor. Bir kesim ise, ideolojik saplantıları uğruna, manda rejimlerine, hatta hata en vahşi “müstemleke” yönetimlerine bile razı durumda. Yeter ki, laiklik, çağdaşlık, uygarlık olmasın…Karanlıklar aydınlığa çıkmasın…
Bu değerlendirme, bu coğrafyadaki tüm “geri bıraktırılmış”, tüm “güdümlü” ülkeler için geçerli.
Çoğunda zaten gerçek manada “muhalefet” yok, hiç olmamış…Kiminde “demokrasi” getirme bahanesiyle, olanı da yok edilmiş.
Yani “umutsuz vaka”…
*
Ülkemiz ise, sık sık kesintiye uğramış da olsa, eksik, yetersiz de olsa, demokrasiyi işleten ve hukukun üstünlüğü ilkesini yaşatmaya çalışan, hatta İslam âleminin tek batılı, demokratik ülkesi olarak bu coğrafyaya esin ve umut kaynağı bir ülkeydi.
Ama işte, “coğrafya kaderdir”.
İçinizden bir Mustafa Kemal çıkarmış olsanız bile…
*
Peki, muhalefet ne yapıyor?
“Fırıldak Kubi” türlerini; tehditle, şantajla ya da menfaatle yön değiştirenleri saymıyoruz.
Samimi olarak bağımsızlığa, demokrasiye, çağdaşlığa, uygarlığa, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına ve her alanda adalete, eşitliğe inananlar ne yapıyor?
Hiç kimse kusura bakmasın; kaprislerinin, komplekslerinin, benlik duygularının esiri olmaya devam ediyor.
*
Sosyal demokratlar ağır saldırı altında.
Bakıyorsunuz, bazı kusurları, örneğin zamanlama hataları var. Ama bu kadar ağır baskı ve zulmü hak etmiyorlar.
İçlerinden bu kadar çürük elmanın çıkmış olması da akıl alır gibi değil.
Peki diğer demokratlar?
Muhafazakâr demokratlar var, pek açığa çıkamıyorlar. Ya da en küçük baskıda geri dönüş sinyali veriyorlar.
Kendilerini “Atatürkçü Ülkücüler” olarak tanımlayan milliyetçi demokratların dik durdukları gözleniyor. Ama, “milliyetçi” yaftası altında düzene uyum sağlamış geniş kitlelerin varlığına tanık olunuyor.
Sosyalistlerden bir kısmının ise, maalesef, emperyalist planları yapanların dümen suyuna kapıldıklarını görmekteyiz. O yüzden bunları “demokratik sosyalist” tanımının içinde değerlendiremiyoruz.
*
Görebildiğimiz şu:
Sosyal demokratlar, (muhafazakâr, milliyetçi, liberal, sosyalist) diğer tüm demokratların kendileri gibi düşünmesini, tavır takınmasını arzu ediyor.
Öteki demokratlar da, sosyal demokratları tam da kendi çizgilerinde görmek istiyor.
Oysa, sorun “aynı olma” sorunu değil, demokrasiyi koruma, yaşatma sorunu.
Herkes farklı olacak, ama “demokrasi” ortak paydasında birleşmeyi bilecek.
Ve korkmayacak.
Çünkü “korkunun ecele faydası yok”.
Demokrasi lağvedildiğinde, elde zaten “uğruna mücadele edilecek” bir şey kalmayacak.
Tom Barrack kazanmış olacak.