Hiciv ve mizahta önceleri Tanrı’ya, din adamlarına yapılan eleştiriler, daha sonraları devlet adamlarına ve zalimlere yöneltilmiştir.

Mizah, eğlendirmek, güldürmek ve birinin bir davranışa incitmeden takılmak amacını güden ince alaydır. Hiciv, bir kimseyi, bir toplumu, bir düşünceyi ya da bir geleneği yermek için yazılmış, söylenmiş, söz, taşlama, yergidir.

Yunus Emre (1250-1320?) şeriatın cennetine karşı Tanrı’ya şöyle seslenir;
Cennet cennet dedikleri, / Bir ev ile birkaç huri,

İsteyene sen ver onu, / Bana seni gerek seni…

Behlül Dana (?? Harun Reşit 800-900) halk arasında yaygın olan softaların uydurdukları söylemlerden yola çıkarak Tanrı ile dertleşiyor;

Adem’i balçıktan yoğurdun yaptın,/ Yapıp da neylersin bundan sana ne?

Halk ettin insanı saldın cihana, / Salıp da neylersin bundan sana ne?

Kul Nesimi (17 y.y) yaşamıştır. 15. Yüzyılda Halep’te şeriata karşı geldi diye derisi yüzülerek öldürülen Seyit Nesimi ile karıştırılır.

Aşağıdaki şiir Kul Nesimi’ye aittir.

Gâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi,

Gâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni.

Nesimi’ye sordular, kim yarin ile hoş musun?

Hoş olayım olmayayım, o yar benim kime ne?

Kaygusuz Abdal da(14-15 y.y) dinin kurallarına karşı çıkar, Tanrı ile söyleşir;

Kıldan köprü yaratmışsın, / Gelsin kulum geçsin diye,

Hele biz şöyle duralım, / Yiğit isen geçe Tanrı..

Garip kulun yaratmışsın, / Derde mihnete katmışsın,

Anı âleme atmışsın, / Sen çıkmışsın uca Tanrı…

Azmi Baba (16 y.y) ise Tanrı’ya bir başka dille sitem eder,

Denizleri yarattın sen kapaksız, / Suları yürüttün elsiz ayaksız,

Yerleri temelsiz, göğü dayakasız, / Durdurursun acep iskâncı mısın ?

Kullanırsın kanatsızca rüzgarı / Kürekle mi yaptın sen bu dağları?

Ne yapıp da öldürürsün sağları!/ Can alıp verirsin, sen cancı mısın?

Serdari (19.y.y) Şarkışla’lıdır. Bir kolu dirseğinden kesik olduğu için Çolak

Hacı diye bilinir. Hayatı yoksulluk içinde geçmiştir.

Zenginin sözüne beliğ diyorlar/ Fukara söylese deli diyorlar.

Zamane şeyhine veli diyorlar, / Gittikçe çoğalır delimiz bizim.

Şair Eşref de (1847-1911) Osmanlı’da devlet yönetimini şöyle hicvediyor.

Her biri halince icrayı mezalim etmede,

Görse bir memuru insan bir şaki zannediyor.

Eyleme beyhude ey biçare feryâd-ü figan,

Ah-ı mazlumu Hükümet musiki zannediyor…

Yusuf Ziya Ortaç (1895-1967) çok partili döneme geçiş yıllarında bir yergisi;

Dünyada silah mı var; kalem gibi, dil gibi,

Döğüştürür kardeşi Habil’le Kabil gibi,

Demirağ’ın elinde tüten meşaleye bak,

Güneşin karşısında tıpkı kör kandil gibi…

Faruk Nafiz Çamlıbel, (1898-1973) eskilere göre yenileri şöyle hicvediyor.

Zamane şairleri Yani’ye Kâni derler,

İki satır dizince adına mani derler..

Altı saatlik ömrü olmayan şiir baki,

Altı asır yaşamış gazele fani derler

Sevr anlaşmasını imzalayan Dr. Rıza Tevfik Bölükbaşı( 1869-1949)

Nar-ı cehennemi önüme serme, / Günahımı döküp kaygılar verme,

Kitapta yerini bana gösterme, / Ben pek o yazıyı seçemem hocam,

Filozof Rıza’yım dinsiz anlama, / Dini ben öğrettim kendi babama,

Her ipte oynadım cambazım amma, / Sırat köprüsünü geçemem hocam!

Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın Sevr anlaşmasına imza atışını unutmayan Yahya Kemal Beyatlı onun için şu dörtlüğü yazmış.

Kızmasın kimse Rıza Tevfik’e / Sevr’i imzalamaya gitti diye,

Çünkü idam olunan mahkûmun / Çektirirler ipini Çingeneye…