Buğday bir gün tatile çıkmaya karar verir.
Gitmeden önce arkadaşı Arpa’ya seslenir:
“Ben yokken yerime sen bak. Benim yokluğumu belli etme.”
Arpa kabul eder.
Buğday yola koyulur.
Aradan bir süre geçer. Arpa, nefes nefese arkasından yetişir.
“Yahu kardeş, aklıma bir şey takıldı. Ben senin yerinde dururken bana ‘Yufka ol’ derlerse, olayım mı?”
Buğday gülümser:
“Sen saca gel yeter.”
Bazı sözler kısa söylenir ama taşıdığı anlam yıllarca kalır.
Bu cevapta da anlatılan sadece yufka değildir.
Mesele, ateşin karşısına çıktığında ne olduğundur.
Her tohum kendi mayasını taşır.
Buğday buğdaydır, arpa arpadır.
İkisinin de değeri vardır.
Asıl mesele, insanın kendisini bilmesi ve bulunduğu yerin hakkını vermesidir.
Altın ateşte saflığını gösterir.
Demir ateşte dayanıklılığını…
Hamur ise sacın üzerinde gerçek halini alır.
İnsan da hayatın içinde sınanır.
Rahat günlerde herkes kendini anlatabilir.
Zor zamanlar insanın gerçek yerini gösterir.
Bir makama gelmekle o makamın hakkını vermek aynı değildir.
Bir koltuğa oturmakla o koltuğun ağırlığını taşımak aynı değildir.
Söz söylemek kolaydır.
Asıl mesele, söylenen sözün arkasında durabilmektir.
Milletin hafızası güçlüdür.
Nice sözler zamanla unutulur.
Ama yapılanlar kalır.
Bir şehrin değişen kaderi…
Bir insanın hayatına dokunan bir iyilik…
Bir gencin önüne açılan bir fırsat…
Bunlar zaman geçse de hatırlanır.
Makamlar değişir.
İsimler değişir.
Dönemler değişir.
Geride kalan ise insanın bıraktığı izdir.
Çünkü sac kızdığında kimseyi kayırmaz.
Ateş bahaneyi dinlemez.
Hamur kendini anlatamaz.
Son sözü ekmek söyler.
Ve Anadolu’nun yıllardır taşıdığı o kısa cümle, bütün bu hakikati tek başına anlatır:
“Sen saca gel yeter.”
Sevgiyle Kalın…