14 ve 15 Nisan 2026 günleri önce Urfa’da, bir gün sonra da Maraş’ta ergen dehşeti yaşadı okullarımız.

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir öğrenci, Ömer Ket (19), okula silahla gelerek öğrenci ve öğretmenlerin üzerine ateş açtı. Saldırıda 10 öğrenci, 4 öğretmen, 1 polis, 1 kantin işletmecisi dahil 16 kişi yaralandı. Saldırgan intihar etti. Saldırı sonrasında dört sendika iş bırakma eylemi yaptı.

Siverek’te yaşanan saldırının ardından Kahramanmaraş'ta Aysel Çalık Ortaokulu’nda, okulda öğrenci olan İsa Aras M. tarafından silahlı saldırı düzenlendi. Bu saldırıda da ilk anda 8 öğrenci, bir öğretmen yaşamını yitirdi, altısı ağır olmak üzere onüç kişi yaralandı. Sonradan bir öğrencimizi daha kaybettik. Saldırgan çocuğun da yaşamını yitirdiği biliniyor. Saldırı sırasında intihar mı ettiği, kazara kendisine kurşun mu isabet ettiği noktasında henüz kesin bir açıklama yok. Saldırgan 5 silah ve hepsi dolu 7 şarjör ile okula girmiş!

Bunlar TV kanallarından verilen haberler.

Saldırı vahşet boyutundadır ve saldırıda öğrenci can kaybı yaşanmıştır. Şiddetle kınıyor, yeni saldırılara örnek oluşturmamasını diliyorum. Ülkeyi yasa boğan bu saldırıların ve can kayıplarının neden bugünlerde meydana geldiği üzerinde durmalıyız.

Saldırı bir sonuçtur.

Bu aşamaya kadar gelen cinayetlerin bir dizi nedenini sıralamak olasıdır.

Eğitim

Okullarımızda 23 yıldır sürekli değiştirilen programlar ve eğitim bakanları ile eğitim içinden çıkılamaz bir yumağa dönüşmüş durumda. Gelişmiş toplumlarda hatta birçok Afrika ülkesinde laik, bilimsel eğitimin önemi vurgulanıp ülke geleceğini temsil edecek çocukların düşünen, üretmeye ve yeni buluşlara imza atan gençler olarak yetiştirilmesine büyük destek veriliyor. Bizde ise öncelikle felsefe, mantık, matematik dersleri azaltıldı. Çocuklar hurafe bilgilerle donatılıp bilimden ve eleştirel düşünceden uzaklaştırıldı. Bu durumda gençlerimiz bilime dayanmayan, gerçekle bağlantısı olmayan, kulaktan dolma, ezberci bilgilerle donatıldı. Biat esas alındı. Gençlerimiz deney yapamaz, sorgulayamaz, düşünce açıklayamaz hale getirildi. Büyük olasılıkla belli bir eğitimsizlik stratejisi izlenerek bilinçsiz gençlik yetiştirme planlandı. Bu düşünmeyen, ucuz işgücü yaratarak sermayeye iş gücü sağlamak anlamına geliyor. MESEM uygulaması üzerine yazdığım yazılarda konu ayrıntılarıyla ele alınmıştı. MESEM hâlâ büyük bir sorun yumağı olarak eğitimin yolunu tıkıyor.

DENETİMSİZLİK

Okullarımıza öğrenci, veli veya herhangi bir kişinin girip çıkışında ciddi denetim eksikliği kendini gösteriyor. Aksi halde saldırgan 5 silah ve 7 şarjörle okula giremezdi. Okula polis karakolu kurulmasını önermiyorum, ancak giriş çıkışın denetim altına alınması bir zorunluluktur. Bu vahşi saldırı denetimin zorunluluğunu doğurdu.

ŞİDDET

Ergenlerimiz, izledikleri filmler, diziler veya internet sitelerinde şiddet sahnelerinden etkileniyor, günlük yaşamlarında da akranlarına karşı benzer tavır geliştiriyor. Birkaç ergenin kafa kafaya verip çeteleştiği, kendilerine göre zayıf olduğunu düşündükleri akranlarına veya daha küçük öğrencilere şiddet uyguladığı olaylar yaşandı. Yalnız yakaladıklarını darp etmek, cebindeki harçlıkları gasp etmek sıradanlaştı. Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti bunun en acı örneğidir. Aile çektiği acı yetmiyormuş gibi tehditler aldığını açıkladı.

TV dizilerini, eğer izliyorsanız, şiddet sahnelerinin doldurduğunu görüyorsunuzdur. Çocuklarımızın bu sahnelerden etkilenmediğini düşünmek safdillik olur.

Büyük kentlerimizde yasa dışı suç örgütlerinin birbirleri ile çatıştığı, ölüler olduğu haberleri yıllardır gözümüzün içine sokuluyor. Bu haberleri çocuklarımız da izliyor. Bu suç örgütlerinin kollarının güvenlik ve yargı içine uzanmadığını düşünemiyorum. Yoksa, böyle pervasızlıkla gün içinde sokak çatışmaları yaşanmazdı.

REHBERLİK

Okullarımızda rehberlik uzmanlarınca verilen desteğin yetersiz kaldığı, öğrencilere hem pedagojik hem de psikolojik destek vermekte zorlandığı biliniyor. Kaldı ki, bu iki destek dışında ciddi sorunları olan ergenlerin konu ile ilgili devlet kurumlarından profesyonel destek almaları öngörülüyor. Maraş saldırganının dışardan destek aldığı bilgisi işlendi basında. Buna karşın, bu saldırıyı hangi düşünceyle gerçekleştirmiş olabilir? Ciddi sorulardan biri budur.

Bu açık suç toplumda şiddet dalgasının yükselmesine bağlıdır. TV dizilerinde şiddet sahneleri, suç örgütlenmeleri, aile içi şiddet, kadın ve kızlara yönelik sonu ölümle biten şiddet sarmalı genç beyinleri şiddete yöneltiyor, küçük yaşta suç oranını yükseliyor.
Durdurulması eğitimin demokratikleşmesine, şiddetten uzak anlayışların yerleşmesine ve toplumun otokrasiden demokrasi anlayışına dönmesine bağlıdır.

Toplumun hem ekonomik hem politik olarak son derece kırılgan bir sürece girdiğini söyleyebilirim. Şiddet sınır tanımıyor ve giderek yükseliyor, yaygınlaşıyor; okullarda öğretmen ve yönetici dövmeler, okul basıp bununla övünmeler, hastane basıp sağlık elemanlarına ve doktorlara saldırılar pek iyiye yorumlanacak gibi değil.

Yaşam sürüp gidecek ve birkaç gün sonra balık beyinlerimiz bu acıları unutacak. Neler unutulmadı ki; Maraş 1978, Çorum 1980, İstanbul Gazi 1990, Sivas Madımak, Suruç, Ankara Gar katliamlarının üstü kapatılmak isteniyor. Duyarlı, devrimci kesimler unutturmamak için ellerinden geleni yapıyor. Ülkem katliamlar ülkesi olarak anılmamalı, bu cinayetler yaşanmamalı.

Can kırımı boyutlarındaki her iki saldırıyı kınayan EĞİTİM-SEN, EĞİTİM-İŞ ve diğer sendikalar duyarlı davranıp 2 günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Sendikalarımızı kutluyor, aynı duyarlılıkla ve meslek istemleriyle varlıklarını sürdürmelerini diliyorum. Meslek örgütleri hem meslek hem de demokratik istemlerin odağıdır.

Her vahşi saldırı hepimizi üzüyor, bir süre kendimize gelemiyoruz, ancak yaşam seli durmadan akıyor ve duyarlı insanlarımızı kıyadan kıyaya vurarak ufalıyor.

Bu şiddet sarmalından çıkış yollarını öncelikle ruh sağlığı uzmanlarımızın öngörüleriyle ve devlet kurumlarımızın konuya ciddiyetle yaklaşmasıyla bulmalıyız. Bulmak zorundayız. Aksi halde geleceksiz bir ülkeye dönüşüyoruz.

Çocuklarımız geleceğimizdir.