Eskiden köylerde önemli bir kural vardı.

Gece olunca kapılar sürgülenir, ahırlar kilitlenir, köpekler serbest bırakılırdı.

Köylü bilir ki:

Kurt dışarıdadır.

Tehlike uzaktadır.

Tedbir alınırsa sürü korunur.

Fakat zaman zaman başka bir gerçek daha vardır.

Bazen sürüleri kurtlar değil, kapıyı içeriden açanlar dağıtır.

O zaman işin rengi değişir.

Zira dışarıdaki kurdu herkes görür de içerideki eli kimse görmek istemez.

Siyaset de biraz böyledir.

Partiler seçim kaybedebilir.

Liderler değişebilir.

Kurultaylar yapılabilir.

Bunlar demokrasinin olağan gerekleridir.

Asıl tehlike başka yerdedir.

Kuralların yerini kişiler aldığında...

Tüzüğün yerini hesaplar aldığında...

Kurumların yerini hırslar aldığında...

Orada artık tartışılan şey bir seçim değildir.

Orada tartışılan şey yapının kendisidir.

Bir ev düşünün.

Çatıda birkaç kiremit kaymış.

Duvarlarda çatlaklar oluşmuş.

Pencereler eskimiş.

Ev sahipleri bunları konuşurken bir bakıyorlar ki biri çıkmış, tapuyu cebine koymuş.

Sonra da dönüp: "Ben bu evi kurtarmaya geldim" diyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Evi kurtarmaya gelen neden önce kapıları değiştirir?

Neden odaları boşaltır?

Neden içeridekileri dışarı çıkarır?

Neden evin sakinleriyle kavga eder?

Kurtarmaya gelenin ilk işi yıkım oluyorsa, ortada garip bir durum yok mu?

Bizim memlekette bazı insanlar yangını söndürmek için gelir.

Sonra ellerindeki bidonun su değil benzin olduğu anlaşılır.

Fakat iş işten geçmiştir.

Zira alevler yükselirken herkes bidona bakmak yerine birbirine bağırmaktadır.

Oysa yangınlar tartışarak değil, akılla söndürülür.

Demokrasi, çok hassas bir saate benzer.

Dışarıdan gelen darbeler kadar, içinden sökülen parçalar da onu bozar.

Hatta çoğu zaman saat dışarıdan gelen darbeye dayanır da içeriden sökülen küçücük bir yay yüzünden durur.

Sonra herkes saate kızar.

Kimse yayı sökeni konuşmaz.

Tarih boyunca büyük kaleleri toplar değil, ihanetler düşürmüştür.

Büyük gemileri fırtınalar değil, gövdesindeki delikler batırmıştır.

Büyük kurumları rakipleri değil, kendi içindeki hesaplaşmalar zayıflatmıştır.

Zira dışarıdaki düşman kapıyı zorlar.

İçerideki ise anahtarı bilir.

Bu yüzden akıllı toplumlar kişilere değil kurallara güvenir.

Zira kişiler değişir.

Öfkelenir.

Kırılır.

Hırslanır.

Fakat kuralların duygusu yoktur.

Onlar herkese eşit davranır.

Bugün yaşanan tartışmaların ötesinde görülmesi gereken asıl konu budur.

Bir partiyi geleceğe taşıyan şey, yönetilme biçimidir.

Çünkü yöntem bozulursa sonuç da bozulur.

Kapı kırılırsa ev güvende olmaz.

Kilit çalışmazsa duvarın yüksekliği işe yaramaz.

Demokrasiler de böyledir.

Muhalefet zayıfladığında yalnız muhalefet kaybetmez.

İktidar da denetimini kaybeder.

Kurumlar yara aldığında yalnız bir parti zarar görmez.

Cumhuriyetin dengeleri de sarsılır.

Sonra herkes dönüp kapıya bakar.

Kimi kurdu suçlar.

Kimi havayı.

Kimi geceyi.

Oysa bazen mesele ne kurttur ne de gece...

Kapıyı açan içeridedir.

Tarih, dışarıdan gelen saldırılardan çok, içeriden açılan kapıların yıktığı yapıların hikâyesiyle doludur.