Tarihin bazı belgeleri, mürekkebi kuruduktan sonra da yaşamaya devam eder. Lozan Antlaşması bunlardan biridir. O, sadece 24 Temmuz 1923'te imzalanmış bir barış metni değildir. Ulusal bağımsızlığımızın uluslararası hukuk önünde tescil edildiği belgedir.

Ne var ki aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen Lozan hâlâ tartışılıyor. Bazen bilgisizlikten, bazen ideolojik önyargılardan kaynaklanan bu tartışmalar, gerçeği değiştirmiyor. Zira tarihin hükmünü sloganlar değil, sonuçlar verir.

Lozan'ın ne ifade ettiğini anlamak için eski tutanakları karıştırmaya gerek yok. Bugünün dünyasına bakmak yeterlidir.

Suriye'nin yıllardır süren iç savaşı, Irak'ın bitmeyen istikrarsızlığı, Gazze'de yaşanan insanlık dramı, Ukrayna'da devam eden savaş... Bütün bu gelişmeler bize bir gerçeği yeniden anımsatıyor. Devletler için en büyük güvence yalnızca güçlü ordular değil, aynı zamanda uluslararası hukukla güvence altına alınmış meşru sınırlardır.

Lozan, Türkiye'ye tam olarak bunu kazandırmıştır.

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekilmişti. Galip devletler Anadolu'yu paylaşmaya hazırlanırken Türk ulusu bağımsızlık mücadelesini başlattı. Kazanılan askerî zafer, Lozan'da diplomatik başarıyla taçlandı. Bu yüzden Lozan, yalnızca cephede kazanılmış bir savaştan öte masada kazanılmış bir devlet aklının adıdır.

Günümüzde dünyanın birçok bölgesinde sınırlar yeniden tartışılıyor. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir uluslararası ortam oluşuyor. Böyle bir dönemde Lozan'ı küçümsemek, aslında Türkiye'nin uluslararası meşruiyetini sağlayan en önemli dayanaklardan birini hiçe saymaktır.

Elbette hiçbir uluslararası antlaşma kutsal değildir. Tarihçiler belgeleri inceler, hukukçular hükümlerini tartışır, siyaset bilimciler farklı değerlendirmeler yapar. Ancak eleştiri başka, tarihsel gerçekleri ters yüz etmek başkadır. Lozan'ı değerlendirirken 1923'ün koşullarını değil de gerçekleşmesi olasılık dışı hayalleri ölçü almak, tarihi olduğu gibi değil, olmasını istediğimiz gibi okumaktır.

Bugün Ortadoğu'ya baktığımızda, parçalanmış devletler, yerinden edilmiş milyonlarca insan ve yıllardır dinmeyen çatışmalar görüyoruz. Bu tablo, barışın ne kadar büyük bir kazanım olduğunu gösteriyor. Çünkü barışın değeri, en çok savaş çıktığında anlaşılır.

Lozan'ın önemi de burada ortaya çıkıyor.

Cumhuriyet'in kurucu kadroları yalnızca bir savaşı kazanmadılar. Gelecek kuşakların üzerinde yaşayacağı bağımsız ve egemen bir devletin hukukî temelini de attılar. Bugün bizim görevimiz, geçmişi sloganlarla yargılamaktan öte, tarihten ders çıkararak geleceği daha sağlam inşa etmektir.

Lozan'ı savunmak, geçmişte takılıp kalmak değildir. Tam tersine, değişen dünyanın gerçeklerini doğru okumaktır. Zira savaşların yeniden sınırları zorladığı, güç dengelerinin sürekli değiştiği bir çağda, bağımsızlığın hangi bedellerle kazanıldığını unutan uluslar, onu korumanın bedelini de ağır öderler.

Lozan'ın önemini artık tarih kitapları yerine, sınırları yeniden kanla çizilmeye çalışılan dünya anlatıyor mu?