Gaziantep ve Rize’yi yenerek dikkatleri üzerine çeken Arca Çorum FK, Göztepe karşısında taraftarını bu kez hayal kırıklığına uğrattı.
Mesele yalnızca yenilmek değildi.
Futbolda yenilgi de var, kötü gün de.
Ancak taraftarın hayal kırıklığı, tabeladaki 2-0’dan çok sahadaki futbola yönelikti.
Özellikle ilk yarıda insan sormadan edemedi: Gaziantep ve Rize karşısında izlediğimiz takım nereye gitti?
Her maç kalesinde devleşen Felipe, bu kez alıştığımız güveni veremedi.
Gökhan Sazdağı ise yaptığı hatayla, “Samet Akaydın’a mı özendi?” dedirtti.
Rakibin işini zorlaştırmak için çıkılan sahada, rakibe kolaylık sağlayınca sonuca şaşırmamak gerekiyor.
İkinci yarıda bir şeyleri değiştirme çabası vardı. Fakat futbol, ilk yarıda dağıttığınız krediyi ikinci yarıda her zaman geri alabileceğiniz bir oyun değil.
Elbette faturayı doğrudan Burak Hoca’ya uzatmak kolay. Ama o faturada bazı futbolcuların da imzası var.
Cengiz’in oyunu, sağ çaprazda topla buluşup şut çekme fikrine fazlasıyla sıkışmış göründü. Oysa hücum dediğiniz şey, aynı kapıyı sürekli aynı anahtarla açmaya çalışmaktan ibaret değil.
Kyziridis, koşacak boş alan bulamayınca pas oyununda beklenen katkıyı veremedi. Berat, etliye sütlüye pek karışmadı. Ramirez’in yorgunluğu hissedildi. Thiam ise öylesine etkisizdi ki insanın aklına, “Futbolu bıraktı da bizim mi haberimiz yok?” sorusu geldi.
Birinin hatası, diğerinin isteksizliği, ötekinin etkisizliği derken ortaya, son haftalarda taraftarını heyecanlandıran takımdan uzak bir Çorum FK çıktı.
Gelelim Burak Hoca’ya…
Cesur futbol oynatma niyeti kıymetli. Takımının oyuna hükmetmesini istemesi de öyle. Ancak cesaret, rakibi hesaba katmadığınızda meziyet olmaktan çıkıp zaafa dönüşebiliyor.
Her kapı aynı şekilde açılmıyor hocam. Bazen anahtarı, bazen de yaklaşımı değiştirmek gerekiyor.
Diomande meselesi de tam burada duruyor.
Elinizde iki sol bek varken, hücumdaki üretkenliğinden yararlanmanız gereken Diomande’yi sol bekte kullanmak nasıl açıklanabilir?
Rakip savunmayı düşündürmesini beklediğiniz oyuncuyu, kendi savunmanızın derdine ortak ediyorsunuz.
Bir maç sol bek, bir bölüm sol açık, ardından sağ iç… Çok yönlü oyuncuya sahip olmak avantajdır. Ancak bu avantajı, oyuncunun asıl meziyetini unutturacak kadar zorlamanın anlamı yok.
Diomande’den verim almak istiyorsanız, bana göre yeri forvetin arkası. Kaleye yakın oynasın, hücuma yön versin, üretkenliğini göstersin. Her boşalan yere onu yerleştirmek çözüm gibi görünebilir fakat bir süre sonra asıl çözüm üretecek oyuncuyu da etkisizleştirirsiniz.
Göztepe karşısındaki temel sorun, kendi oyunumuza inanırken rakibin oyununu yeterince hesaba katmamış görünmemizdi. Sahadaki görüntü, Göztepe’nin güçlü taraflarına karşı yeterli hazırlık yapıldığı hissini vermedi.
Bir oyun kimliğinizin olması elbette değerli. Ama rakibe göre tedbir almak da o kimlikten vazgeçmek değildir. Bazen tam tersine, kendi oyununuzu oynayabilmenin ilk şartıdır.
Gaziantep ve Rize galibiyetleri bu takımı kusursuz yapmadığı gibi, Göztepe yenilgisi de bütün doğruları silmez. Yine de kazanırken alkışladığımız kadar, kaybederken aksayan tarafları açıkça konuşmak zorundayız.
Şimdi futbolun o meşhur cümlesi kurulacaktır: “Bu maçtan gereken dersleri çıkaracağız.”
Güzel. Yalnız o dersler basın toplantısında söylenip bir sonraki maçta unutulmasın.
Çünkü taraftar, takımının her maçı kazanamayacağını bilir.
Ama kaybederken de sahada bir akıl, bir plan ve bir mücadele görmek ister.
HOŞÇA KALIN.