Tarihi yaşadığımızı sanıyoruz, oysa yanılıyoruz.

Tarih, yaşanırken anlaşılmaz; bittikten sonra konuşur. Bugünün olayı, yarının tarihi olur. Dünü unutmadıysak bugünü anlayabiliriz.

Sorun nerede?..

Türkiye’de siyaset modern toplumun kurumları üzerinde yükselmiyor. Partiler var ama parti bilinci zayıf. Sendikalar var fakat etkileri sınırlı. Sivil toplum örgütleri var, ancak bağımsızlıkları tartışmalı.

Oysa bağlılık üzerine kurulu örgütlenmeler her geçen gün daha da güçleniyor…

Adları değişiyor; özleri değişmiyor.

Demokrasi yurttaş ister. Bu yapılar ise mürit.

Demokrasi soru sorar. Hiyerarşi susmayı öğretir.

İkisi aynı ülkede yaşayabilir; ama aynı zihinde yaşayamaz.

Avrupa bu hesaplaşmayı yüzyıllar önce yaptı.

Aydınlanma yalnız bilimsel bir ilerleme değildir; iktidarın kutsallığını sorgulayabilme cesaretidir.

Kilisenin gücü sınırlandı. Eğitim laikleşti. Devlet yönetimi akla dayandı.

Elbette kolay olmadı.

Her reformun karşısına geçmiş çıktı. İlerleyen tarihin karşısına alışkanlıklar dikildi ve direndi.

Türkiye’de yaşanan gerilim, gecikmiş bir tarih tartışmasıdır. Saat ilerliyor; fakat bazı zihinler hâlâ eski zamanı gösteriyor.

Cumhuriyet, Anadolu’nun en büyük zaman sıçramasıydı.

Laiklik yalnız bir hukuk maddesi değil, aklın kamusal alanda özgürleşmesidir. Tarikatların kapatılması bir yasak değil, devlet iradesini gökten yere indirme hamlesiydi.

Devrimler bir günde yapılabilir; ancak zihniyetler kuşaklar boyunca zor değişir.

Bugün yaşanan gerilim işte bu gecikmenin sonucudur. Bir taraf geleceğe yürümek isterken diğer taraf geçmişte güven arıyor. Siyasetin sertliği buradan doğuyor.

Dün yasaklanan yapılar bugün başka adlarla güç kazanıyorsa sorun yalnız siyaset değildir.

Her boş bırakılan alan, birisi tarafından doldurulur.

Eğitimin zayıfladığı yerde dogma büyür. Ekonomi bozuldukça aidiyet arayışı artar. Gelecek umudu azalırsa insanlar akla değil, otoriteye sığınır.

Aydınlanma sadece bir fikir meselesi değil, aynı zamanda eşitlik meselesidir.

Aç toplumda özgür düşünce zor yeşerir.

Dünyamız da masum değil.

Büyük güçler artık ülkeleri tanklarla değil, kimliklerle yönlendiriyor. Din siyasetin aracı, inanç ise güç mücadelesinin dili hâline geldi.

Ortadoğu’da her kriz yalnız haritaları değil, toplumların zihnini de yeniden çiziyor. Türkiye bu oyunların tam ortasında bulunuyor. Bu nedenle iç tartışmalar hiçbir zaman sadece iç mesele değildir.

Aydınlanma sabır ister.

Zira akıl yük getirir; biat rahatlık sunar. Düşünmek yorucudur, itaat konforludur.

Toplumlar çoğu zaman kolay olanı seçer. Oysa tarih, doğru olanı anımsar.

Bugün yaşanan sertlik bir çöküş değil, bir eşiktir.

Laiklik ile dinselleşme, yurttaşlık ile bağlılık, bilim ile dogma…

Aynı sahnede yeniden karşı karşıya.

Oyuncular değişse de senaryo aynı kalıyor.

Peki sonuç ne olacak?

Tarih konuşmaz; fakat ipuçlarını verir:

Aklı bastıran toplumlar gelişemez, aklı özgür bırakanlar ise ilerler.

Aydınlanma bazen yenilmiş gibi görünebilir; oysa geri çekildiği anlarda bile yeniden güç toplar. Çünkü insan merak eden bir varlıktır. Merak sürdükçe karanlık kalıcı olamaz.

Tarih Baba defterini kapatmadan önce hep aynı notu düşer:

— Aydınlanma koşmaz… Ama ileri doğru yürümeyi de asla bırakmaz.

Unutulmasın ki ışık­tan korkanlar tarihi geciktirebilir; fakat onun ileri akışını hiçbir zaman durduramaz.