Tekirdağ’da Dünya Şiir Günü yaklaşırken, o gün okuyacağım “İnsan” şiiri üzerine bana en çok yöneltilen soru şu oldu: “Neden ‘İnsan’ şiiri?”

Aslında bu soru yalnızca bir şiirin adıyla ilgili değildir. Bu soru, şiirin merkezine neden doğayı, aşkı, yalnızlığı ya da zamanı değil de insanı koyduğumun sorusudur. Belki de bu yazı, işte o soruya verilmiş bir yanıt olacaktır.

Zira insan üzerine yazmak, zoru seçmektir. İnsan hem sorudur hem yanıt. Hem yıkan hem yapan… Hem acıyı doğuran hem merhemini bulan yine insan değil midir?

Karl Marks’ın şu sözü bu nedenle önemlidir:
“İnsan ve insana ait olan hiçbir şey bana yabancı değildir.”

Bu söz çoğu zaman ekonomiyle ilişkilendirilir. Oysa Marks’ın asıl işaret ettiği gerçek şudur: İnsan yalnız üretim yapan bir varlık değildir. Kendi dünyasını anlamlandıran bir bilinç ve bilgi bütünüdür. Ekonomi dediğimiz şey de özünde insan emeğinin, umutlarının ve çelişkilerinin hikâyesidir.

Benim “İnsan” şiirini yazarken çıkış noktam da tam burasıdır. İnsanlığı anlatmaktan çok, insanın bitmek bilmeyen yürüyüşünü anlatmak…

Şiirimin ilk sorusu bu yüzden bir başlangıç değil, bir arayıştır:

“İnsan nerden gelip nere gidiyor?”

İnsan, diğer canlılardan farklı olarak yaşadığıyla yetinmez;. Neden yaşadığını da bilmek ister. Geçmişine bakar, geleceğini kurmaya çalışır. Bana göre tarih, insanın kendisine sorduğu soruların toplamıdır diye düşünüyorum.

İnsan mağaradan çıktı, ateşi buldu, toprağı işledi, şehirler kurdu. Sonra gökyüzüne baktı. Yetmedi; Ay’a, yıldızlara ulaşmaya çalıştı. Çünkü insanın doğasında durmak yoktur.

Şiirde geçen: “Evreni akılla görüyor insan” dizesiyle yalnız bilimi anlatmıyorum. İnsanın karanlığı yarıp çıkışını anlatıyorum. Bilim, insanın doğaya karşı savaşı değil; bilinmezliğe karşı cesaretidir. Elektriği bulan insan yalnız geceyi değil, kendi zihnini de aydınlatmıştır.

Fakat insan yalnız ilerleme değildir. İnsan, öte yanıyla bir çelişkiler bütünüdür.

Bir yanda fabrikalar kurar, üretir, geliştirir; diğer yanda savaşlar çıkarır. Bir elinde teknoloji, öteki elinde kırılgan bir kalp taşır. Bu nedenle şiirin en gerçek dizelerinden birinin şu olduğunu düşünüyorum:

“İnsanlar insana verse de acı
Yine insandadır bunun ilacı.”

İnsanlığın bütün tarihi bu iki dize arasına sığar. Çünkü insan, kendi yarasını yine kendi aklı ve vicdanıyla iyileştirebilen tek varlıktır.

Günümüzde dünya hızla değişiyor. Makinalar gelişiyor, bilgi çoğalıyor, mesafeler kısalıyor. İnsan genin şifresini çözüyor, uzayda geleceği arıyor. Ancak bütün bu ilerlemenin anlamı tek bir soruda düğümleniyor. İnsan, daha iyi bir insan oluyor mu?

Şiiri yazarken asıl kaygım buydu: teknolojik ilerleme değil, insani gelişme…

Bu nedenle şiirde uygarlığın ölçüsünü sevgi olarak aldım:

“İnsanlar sevgiyi temel almalı
Uygarca yaşamak emel olmalı.”

Bilim yön verir; fakat anlamını insan belirler. Gücü makinalar üretir, ancak vicdanı yalnız insan kurabilir.

Dünya Şiir Günü’nde bu şiiri okurken aslında bir yanıt vermiş olacağım. Neden “İnsan”?

Çünkü bütün şiirlerin gizli öznesi insandır. Aşk şiiri de insanı anlatır, doğa şiiri de, yalnızlık şiiri de… Şiirin özü, insanın kendini anlama çabasıdır.

Ben ise tercihini açıkça yapanlardanım:

“Her türlü tercihim insandan yana.”

İnsan kusurludur, evet. Yanılır, kırar, yıkar. Ama aynı insan düşünür, sever, onarır ve yeniden başlar. Umut dediğimiz şey, insanın vazgeçmemesidir.

Bugün Tekirdağ’da okunacak bir şiir, aslında binlerce yıllık bir yürüyüşün küçük bir yankısıdır. İnsan hâlâ yoldadır. Yürüyüş henüz bitmemiştir. Kendini aramaya devam etmektedir.

Belki de bu yüzden şiirimin adı başka türlü olamazdı.

Çünkü insan, tamamlanmış bir hikâye değildir…

Değişe gelişe yürüyen bir varlıktır.

Ve şiir, o yürüyüşün duygulu sesidir.