İnsanlık ilerliyor mu?..
Yoksa sadece geçen zaman mı?
Teknoloji gelişiyor, şehirler değişiyor, dünya hızlanıyor. Ama insan aynı hızla değişiyor mu? Asıl soru budur. Zira uygarlık ile insanlık aynı şey değildir. Uygarlık araç üretir. İnsanlık değer üretir.
Uzaya ulaşabilen insan, bugün yeryüzünde eşitliği ve adaleti kurmakta hâlâ zorlanıyor. Bilgi artıyor, bilgelik aynı ölçüde büyümüyor. Demek ki sorun teknik değil; insanın kendisidir.
Türkiye bu sorunun ortasında duran bir ülkedir. Ne bütünüyle geçmiştedir, ne de gelecekte… Bu bir geçiş hâlidir. Türkiye’ye bakınca yalnız bir ülkeyi değil, insanlığın kendi iç çatışmalarını görüyoruz. Akıl ile alışkanlığı, özgürlük ile korkuyu, değişim ile güven arayışını…
Toplumlar çoğu zaman güven uğruna özgürlüklerinden vazgeçebilir. İnsanlaşma sınavı burada başlıyor..
Cumhuriyet yalnız bir rejim değişikliği değildi. İnsan anlayışının da değişmesiydi. Kulluktan yurttaşlığa geçiş, biattan düşünceye yöneliş anlamına geliyordu. Yasalar kısa sürede değişebilir; fakat zihniyet aynı hızda değişmiyor. Türkiye’nin bitmeyen tartışmalarının özü budur.
Sorun çoğu zaman siyasal değil, hatta zihinseldir.
Laiklik bir inanç tartışması değildir; birlikte yaşamanın kuralıdır. Devlet inanç karşısında tarafsız kalırsa, insan özgür olur. Devlet kutsallaştırılırsa birey küçülür, ezilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Türkiye’nin modernleşme sancısı da buradan doğuyor. Kısa sürede büyük bir zihinsel dönüşüm yaşama çabası.
Bir toplumun insanlık düzeyi, kadının yaşamındaki özgürlükle ölçülür. Kadın özgür değilse toplum da özgür değildir. Eşitlik bölünemez; yarısı eşit olan bir toplumun tamamı eşit değildir.
Cumhuriyet’in en köklü adımlarından biri bu gerçeği hukuk hâline getirmesiydi.
Bugün Türkiye’de aynı anda iki zaman yaşanıyor. Bilim ile hurafe, gelecek arzusu ile geçmiş özlemi yan yana duruyor. Bu bir çelişkiden öte, bir geçiş sürecidir.
Asıl soru şudur: Hangi yöne yürünecek?..
Akla doğru mu, yoksa alışkanlıkların güvenli karanlığına mı?
İnsan olmak doğuştandır; insanlaşmak ise bir tercihtir. Toplumlar da kendi tercihleriyle geleceğini belirler.
Türkiye hâlâ kendi yüzünü arıyor.
İnsanlığın aynasında…
O aynada görünen şey ise tek bir soruya bağlıdır.
İnsan gerçekten insan olmak istiyor mu?