9 Aralık 2025 günlü yazımın sonunu, “Ama yine de diyebiliriz ki, Ekim 2024’te başlatılan Terörsüz Türkiye sürecinin önüne bir taş konulmaz, ya da bir yol kazası olmaz ise Kürt sorunu, bir ölçüde de olsa çözülecek ve de birlikte yaşanacak siyasal ve sosyal bir iklim oluşacak gibidir…” diye bağlamıştım.

Nitekim 2 yıldır üzerinde çalışılan, bugüne kadar bir yol kazasına uğramayan ve de genel bir mutabakat içinde yürüyen sürecin, sonuna yaklaşılır gibi oldu.

VeTerörsüz Türkiye sürecinde oluşturulan Çerçeve Kanun Teklifi”, Ağustos’un ilk günlerinde mecliste imzaya açıldı.

Sonuçta 12 maddeden oluştuğu ifade edilen ve adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Sağlanması” olan kanun teklifi, meclis gündemine girer oldu diyebiliriz.

***

Bu nedenle, böyle bir günde anneleri bir kez daha anmak, onların çığlıklarını bu sıcak günde bir kez daha duyurmak istedim.

-Çünkü onlar, gözaltında kaybedilenlerin, faili meçhul cinayetlerle yok edilenlerin; devletten dirisini, dirisi yoksa ölüsünü, ölüsü yoksa kemiklerini isteyen annelerdi.

Yani Cumartesi anneleri…

-Çünkü onlar, bir çocuğu dağda bir çocuğu ovada olan ve de dağdaki çocuğuna kavuşmak isteyen annelerdi.

Yani Diyarbakır anneleri…

3 Eylül 2019 günü başlayan Diyarbakır annelerinin oturma eylemleri, yani evlat nöbeti 7’inci yılına girdi.

Ve de 7 Ağustos 2026 günü yani bugün, 380 annenin evlat nöbetinin tam 2531’nci günü olacak.

27 Mayıs 1995’ten bu yana devam eden Cumartesi annelerinin oturma eylemleri ise 31’inci yılına girdi.

Ve de 1 Ağustos 2026 Cumartesi günü 1114’üncü haftası oldu.

Evet, bu ülkenin bir de Cuma anneleri vardı...

Onlar ki, davul-zurnayla askere gönderdiği çocuğunun bir gün şehit cenazesini teslim alan annelerdi.

Her Cuma mezar başında dua okuyan Ve seviyormuş gibi mezar taşını okşayan... Ve gelecekmiş gibi umutla yaşayan annelerdi. Yani şehit anneleri...

***

Ve onlardan:

Berfo ana Cumartesi annelerinin simgesi olmuştu.

Şehit anneleri Cuma annelerinin, Hacire ana ise Diyarbakır annelerinin simgesi oldu.

Yani Ardahan Göleli Berfo ana ovada kaybolanların, Diyarbakırlı Hacire ana dağda kaybolanların simgesi ve de aynı acıyı yaşayan annelerin sesi ve soluğu olmuşlardı.

Cumartesi anneleri, gözaltında kaybolan ya da kaybedilen oğlunu, kızını, eşini, kardeşini ve de yakınlarını arıyordu.

Diyarbakır anneleri dağdaki çocuğuna kavuşmak istiyordu.

Cuma anneleri ise bu kan dursun, artık anneler ağlamasın, mezar başında ağıtlar yakılmasın diyordu.

Ve bu sessiz çığlıklarını:

Cumartesi anneleri, Galatasaray Lisesi’nin önünde oturarak duyurmak istediler.

Diyarbakır anneleri, Diyarbakır HDP (HEP) binasının önünde oturarak duyurmak istediler.

Cuma anneleri ise her Cuma mezar başında ağıt yakarak, her Cuma mezar taşını okşayarak duyurmak istediler.

***

Evet:

Umarız ki Diyarbakır anneleri, 2026’da çocuklarına kavuşur olsun.

Umarız ki Cuma annelerinin gözyaşları, 2026’da silinir olsun.

Umarız ki Cumartesi annelerinin de çığlıkları, 2026’da duyulur olsun.

Aslında Cumartesi annelerinin, Cuma annelerinin, Diyarbakır annelerinin bu duruşu ve de bu çığlıkları:

-Toplumsal bir uyarı idi

-Bir adalet arayışı idi

-Ve de bir barış mesajı idi

İşte bu nedenlerle; bu duruş görülmeli, bu sesler duyulmalı, bu gözyaşları silinmeliydi.

Ama yıllarca bu duruş görülmediYıllarca bu sesler duyulmadı Yıllarca bu gözyaşları silinmedi

Sanki bu duruşu görmemek, sanki bu sesleri duymamak, sanki bu gözyaşlarını silmemek devletin bir politikası olmuştu.

12 Eylül’ün karanlık günlerinde ise gözaltında kaybedilmek, zaten bir devlet politikasına dönüştürülmüş gibiydi.

İşte devlet 2026 yılında, hem annelerin hem de toplumun karşısında bu utançtan kurtulmalı, kurtulabilmelidir. Ve de bu konuda cesur adımlar atmalı, atabilmelidir.