Mumcu’nun köşesinde yayınlanan yazı oldukça olumlu tepki almıştı… Bunu şuradan anladım…
Kendisinden alıp geliştirdiğim ve üstelik fotoğrafla desteklenen Tempo yazımı kendisine hatırlattım.
“Çok önemli bir sorunu işlemişsin. Ben de sorunu daha geniş ele aldım” dedim.
Çok memnun oldu ve “Hadi hadi sana iyi malzeme vermişim yani” diyerek kahkahayı bastı…
Ben de “Tamam, sana borçlu kalmam” diyerek kahkahasına eşlik
ettim.
Hafta sonu Tempo Dergisi’nde Opera Binası olayı geniş şekilde yer aldı…
Tabii her zaman olduğu gibi haberler okunur, kamuya mal olur…
Unutulur gider…
Ama unutmayanlar da olurmuş meğer…
Ankara Mimarlar Odası, meğer her ikimizin yazılarını okumuş, incelemiş ve bir kenara not etmiş ki, yılın sonuna doğru hem bana hem de Mumcu’ya telefon açtı.
MUMCU’nun yazdığı ve köşesine taşıdığı “Opera Binası” yanlışı nedeniyle her ikimize ödül verilmesi kararlaştırılmış…
Rahmetli’yi arayıp kutladım, ödüllerin verileceği Bulvar Palas Oteli salonunda yapılan törende buluşmak için anlaştık.
Ben eşimle, rahmetli yalnız gelmişti.
O dönemin TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un masasında bizlere yer ayrılmıştı.
O gece yemek devam ederken, Oda Başkanı ödül ve alanları, yani rahmetli Mumcu ve beni sahneye davet etti.
Tabii törende Cindoruk önce Mumcu’ya sonra bana ödüllerimizi verdi.
Rahmetlinin muzipliği yine üzerindeydi.
Yerlerimize geçerken “Hadi hadi sayemde ödülün yarısını kaptın, ballısın yani” esprisini yapmaktan geri kalmadı.
Ve “Devlet Konser Salonu İnşa Projesi” yazılarımız (Başta Mumcu olmak üzere) sayesinde, salonun plandaki yeri, tren sesi gelmeyecek bir mekana taşındı.
Bu karar açıklanınca, önemli bir sorunu çözmeye katkıda bulunduğumuz için sevinmiştim…
Sanırım rahmetli Mumcu da çok keyif almıştır.
Aradan tam 33 yıl geçmiş…
Geride kalan gerçekten “hoş bir seda”…
Ne var ki anılar yaşıyor…
Kaybolmayan yazılar da…
(son)