“Amerika’nın düşmanı olmak tehlikelidir; Amerika’nın dostu olmak ise ölümcüldür.”
– Henry Kissinger
*
Suriye’de yaşananlar, bölgesel ve küresel güçlerin gerçek niyetlerini saklamaya çalıştıkları bir tiyatro sahnesi değil, adeta kanlı bir satranç oyunudur. ABD ve İsrail, bu oyunun taşlarını kendi çıkarları için döşüyor. Türkiye ise bu satranç tahtasında hem hedefte hem de gözlemci konumundadır. Dün, terörden aranan ve kellesine milyon dolarlar konan bir örgüt lideri, kravat takıp Suriye’ye atandı. Evet, yanlış okumadınız: Terörist bir figür, sahneye “resmî” bir aktör olarak aklanıp paklanarak sürüldü. ABD, vekil güçleriyle oynadığı bu kirli oyunu, kimseye güven bırakmadan sürdürüyor.
ABD’nin stratejik mantığı çok basittir: Çıkarlar her şeyin önündedir. Taahhütler mi? Ancak çıkarlar lehineyse önem kazanır. Bu nedenle ABD, terör örgütlerini üretir, destekler, sahada vekil güç olarak kullanır; işine yaramadığında ise ansızın elini çeker. Suriye’de yaşananlar bunu gözler önüne seriyor. Terör örgütleri güvenilmez; liderleri ABD’nin çıkarlarına göre yön değiştirir. ABD ile işbirliği, tek taraflı bir anlaşmaya imza atmaktır: “Boş ol” deme hakkı sadece ABD’dedir. Türkiye ve bölge ülkeleri, bu acı gerçeği her an anımsamalıdır.
ABD sahada taşları oynarken, İsrail sessizce izliyor. Bu sessizlik yalnızca stratejik bir tercih değil, aynı zamanda Türkiye’ye açık bir uyarıdır. Suriye’nin istikrarsızlığı, İsrail için bir fırsat kapısıdır. Türkiye’nin sınır güvenliği artık bir coğrafi konu olmaktan çıkmış, sürekli gözetim ve diplomatik uğraş gerektiren kritik bir güvenlik sorunu hâline gelmiştir.
Suriye, Türkiye için sadece güney sınırı değil, ekonomik ve stratejik öneme sahip bir coğrafyadır. Bu nedenle Türkiye’nin önceliği açıktır: Sınır güvenliği ve Suriye’de istikrarın sağlanması. Ancak ABD ve İsrail’in kirli oyunları, bu hedefi zor hatta olanaksız hâle getiriyor. Terör örgütleri güvenilmez; liderleri ve müttefikleri çıkarları değiştiğinde yönünü anında değiştirir. Türkiye, bu karmaşık denklemde diplomatik ve askeri adımlarını dikkatle planlamak zorundadır.
ABD ile ilişki, tek taraflı bir otoyolda yol almaya benziyor. Kuralları koyan ve hamleleri belirleyen sadece ABD’dir. Stratejik çıkarlar değiştiğinde eski taahhütler rafa kalkar; sahadaki vekil güçlerin yönü yeniden tayin edilir. Türkiye’nin bu gerçekle yüzleşmesi, Suriye’deki ve bölgesel güvenlik hamlelerindeki başarısı ve geleceği için kritik öneme sahiptir.
Suriye’de istikrar, Türkiye’nin yalnızca diplomasiye değil, keskin bir stratejik okuryazarlığa da gereksinim duyduğu bir coğrafyada sağlanabilir. ABD’nin realist çıkar politikası, İsrail’in sessiz desteği ve terör örgütlerinin vekil güç rolü, sahayı kaotik ve öngörülemez bir hâle çekiyor. Türkiye’nin önceliği açıktır: sınır güvenliği ve Suriye’de yeniden istikrar. Ancak bunu sağlamak, oyunun kurallarını doğru okumak, güvenilmez aktörlere karşı uyanık olmak ve stratejik hamleleri zamanında yapmakla olanaklıdır.
Suriye’deki bu kirli satrançta taşlar oynanırken, Türkiye’nin gözlerini dört açması ve hamlelerini dikkatle hesaplayarak denge kurması artık bir seçenekten öte, zorunluluktur.