Bu sözleri sarfedenlerden birisi AKP milletvekili Tülay Babuşçu, diğeri Memur Sen Genel Başkanı öğretmen Ali Yalçın.

Bunlar bu sözleri gerçekten inanarak mı söylüyorlar, yoksa bir yerlere yaranmak için mi?

Bunu bilmiyoruz. Yalnız şunu biliyoruz ve anlıyoruz ki bunlar ve bunlar gibi düşünenler hem Osmanlı tarihini, hem de Cumhuriyet tarihini hiç bilmiyorlar veya bildikleri halde nankörlük yapıyorlar.

Bu gün geldikleri yerlere bu Cumhuriyet sayesinde geldiklerini nasıl bilmezler? Milletvekili hanımefendi Cumhuriyetten önce kadınların bırakalım Milletvekili olmayı, nüfus sayımlarında insan olarak kabul edilmeyip sayıma dahil edilmediğini, ancak Tanzimat'tan (1839) sonra rüştiyelere (ortaokul), idadilere (lise) ve 1914 yılında Darülfunun'a (üniversite) gidebildiklerini bilmiyor olamaz. Ancak 1913 yılında ilköğretimin kızlar için zorunlu hale geldiğini bilmiyor olamaz.

Ali Yalçın’a gelince bir köylü çocuğu olarak bulunduğu yere bu Cumhuriyet sayesinde geldiğini bilmiyor olamaz. Cumhuriyet'in bir öğretmeni ve bir sendika genel başkanı böyle bir sözü nasıl söyleyebilir?

Bu ülkede önce herkes görevini en iyi şekilde yapmalıdır. Bu beyefendi önce sendika başkanlığını hakkıyla yapmalı, bu şekilde toplumu ayrıştırıcı konuşmamalı.

3 yıl önce söz verildiği halde emekli memurlara hala verilmeyen seyyanen zamla ilgili bir eylem yaptığını göremedik. Çalışan memurlardan kesilen yüksek vergilerle ilgili bir mücadele verdiğini de göremedik.

Büyük Atatürk diyor ki; ""Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır."

Herkes önce görevini lâyıkıyla yapmalı, ondan sonra ahkâm kesmeli.

Önce millet olarak şu konuda anlaşmalıyız: Osmanlı da bizim, Cumhuriyet te bizim. Ayrıca Osmanlı bir ulus değil, bir ailedir. Osmanlı olunmaz, Osmanlı doğulur, Osmanlı olmak için Osmanoğulları'ndan olmanız gerekir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun iyi yönleri de olmuş, kötü yönleri de, bunu iyi bilmeliyiz. Çünkü iyisi ile kötüsü ile bizim tarihimiz.

Bir deha olan Fatih Sultan Mehmet'i, reformcu padişahlar olan Kanuni Sultan Süleyman'ı, 2.Mahmut'u, Genç Osman’ı, 3.Selim’i, Abdülmecid'i ve 2.Abdülhamid'i nasıl unuturuz?

Buna karşılık aynı Abdülhamid'in 13 eşi olduğunu, başta Kıbrıs olmak üzere (1.5 milyon kilometrekare'nin üzerinde) en çok toprak kaybeden padişah olduğunu, Meclis-i Mebusan'ı süresiz olarak tatil ettiğini, muhalefeti bastırmak için geniş bir istihbarat ağı kurduğunu, sıkı bir sansür ve denetim uygulandığını, nazırlarının çoğunu Rum ve Ermeni vatandaşlardan seçtiğini, Abdülmecid'in 22 eşi olduğunu, 3.Murat'ın 130 çocuğu olduğunu, 3.Mehmet'in 19 kardeşini boğdurduğunu, 1.Mustafa'nın akıl sağlığı yerinde olmadığı halde iki kez tahta çıktığını, Sultan Vahdettin'in Sakarya Savaşı devam ederken 18 yaşındaki Nimet Nevzat Hanımla Yıldız Sarayında görkemli bir düğünle 5.evliliğini yaptığını, Yunanlılara İzmir'i İzmir kalesinde Osmanlı bayrağı dalgalanması şartıyla savaşmadan teslim ettiğini, Atatürk'ü Samsun'a gönderdikten 19 gün sonra geri çağırdığını, arkasından da idam fermanını imzaladığını, İngilizler'in para ve silah desteği ile Kuvay-ı Milliye'ye karşı Kuvay-ı İnzibatiye'yi kurarak kardeşi kardeşe kırdırdığını, kendi eliyle İstanbul'un anahtarını İngiliz işgal kuvvetleri komutanına verdiğini ve tahtını bırakarak İngiliz zırhlısı ile kaçtığını bilmiyor muyuz?

Osmanlı'da yüksek bürokrasi ve saray yönetiminde devşirmeler hakim olmuştur. Osmanlı'da "Türk" ifadesi, özellikle göçebe ve köylü kesim için kullanılmış, elitler kendilerini "Osmanlı" olarak tanımlamıştır.

Kendi soyunu inkâr edip de taht sahibinin soyunu benimsemek, kimliğini yitirip bir ailenin boyunduruğu altına girmek, hatta kul köle olma insan onuruna yakışmayan bir durumdur. Cumhuriyetle birlikte kul olmaktan kurtulup birey yani insan olduk. Bunu hiç unutmamalıyız

Bu Cumhuriyet, Osmanlı devletinin küllerinden doğmuştur. Çünkü Sevr Antlaşması ile Osmanlı devleti tamamen yıkılmıştı. Ortada bir devlet kalmamıştı. Cumhuriyeti kuranlar Osmanlı Paşalarıdır.

Cumhuriyet kurulduğunda nüfusumuz 13 milyondu ve bu nüfusun 11 milyonu köylerde yaşıyordu.

*40 bin köyün 38 bininde okul yoktu.

*1 milyon frengili, 2 milyon sıtmalı ve 3 milyon trahomlu insan vardı.

*Verem, tifo ve tifüs salgını kol geziyordu.

*Koca Osmanlı İmparatorluğundan kalan 337 doktor, 60 eczacı ve 136 ebe vardı.

*Bir tane diş hekimi yoktu.

*Limanların, demir yollarının ve madenlerin tamamı yabancıların elindeydi.

*Osmanlıdan Cumhuriyete miras kalan dört fabrika vardı. Bunlar; Hereke İpek, Feshane Yün, Bakırköy Bez ve Beykoz Deri fabrikalarıydı.

*Yalnızca İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta elektrik vardı.

*Tiyatro, müzik, resim ve heykel gibi sanatlar olmadığı gibi spor da yoktu.

*Arkeolojik eserler ya çalınarak ya da padişahların hediyesi olarak Avrupa müzelerine götürülmüştü.

*Erkeklerin yüzde 7'si, kadınların binde 5'i okuma yazma biliyordu. Okur yazar erkeklerin çoğu da subay ve gayrimüslümlerdi.

*Toplam, 4894 ilkokul, 72 ortaokul ve 23 lise vardı.

*Ülke bilim ve fenden çok uzaktı. Sadece "Darülfunun" adında tek üniversite vardı.

Kanuni Sultan Süleyman'ın İspanya Kralı Şarlken'e esirken bir tehdit mektubu ile esaretten kurtardığı Fransa Kralı 1.Fransuva'nın kurduğu College de France 1530 yılından bu günlere kadar bilim ve edebiyat alanında çalışmalarına devam etmektedir. Maalesef Osmanlı'nın hiçbir padişahından kalan bilim, sanat ve kültür üzerine araştırmalar yapan bir eser yoktur.

Osmanlıdan kalan dış borç altın olarak, bu günki karşılığı ile 500 milyar dolardı.

Genç Cumhuyet Osmanlı'dan böyle bir miras devralmıştı. Osmanlı güzellemesi yapan insanların bu gerçekleri bilmeleri lâzım.

Cumhuriyet’le birlikte büyük bir kalkınma hamlesi başlatılmış, hiç dış kredi kullanılmadan 15 yıl içinde her biri hem üretim, hem eğitim yuvası olan 48 fabrika kurulmuştur.

Bu beğenmediğiniz Cumhuriyet 1927 yılında kendi uçağını yaparak, başka ülkelere de ihraç etmiştir.

Bu kalkınma hamlesi sayesinde 1929-1938 yılları arasında sanayi üretimi % 80, kömür üretimi % 100, krom üretimi % 600, diğer madenlerin üretimi ise % 200 artmıştır.

Şeker üretimi, ilk fabrikanın kuruluşu olan 1926 yılından itibaren 5 sene içinde 200 kat artmıştır.

5 yıl içinde pamuk üretimi 50 kat, ipek üretimi 15 kat, yün üretimi 2 kat artmıştır. Bu sayede tekstil üretimi ülke ihtiyacının % 80'ini karşılar duruma gelmiştir.

1923-1938 yılları arasında uygulanan ekonomi politikasının temel ilkesi milli ekonomi, iktisadi bağımsızlık ve hızlı kalkınmadır. Bu temel ilkeler sayesinde Türkiye Cumhuriyeti 1923-1938 yılları arasında ortalama yüzde 7.9 kalkınma hızını yakalamıştır. Bu bir dünya rekorudur.

Bu gelişmelerin tamamına Atatürk ön ayak olmuş, açılışlarına katılmış ve çalışmaları denetlemiştir.

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı bu ülkeye ne kazandıracak? Bunu anlamak mümkün değil. Bu nankörlükle kime hizmet ediyorlar? Çok merak ediyorum doğrusu.

Bu gün Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine her zamankinden çok ihtiyacımız var. Birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi, kalkınma ve refahımızı sağlamanın kodları kuruluş ilkelerinde gizli.

Temennimiz en kısa zamanda bunu anlamamız ve bu konuda gerekenleri yaparak ulus olarak huzur ve refahı yakalamamızdır.