Bilgisayar, cep telefonu, internet derken, “Yapay Zekâ” denilen teknolojik kavram da yavaş yavaş hayatımıza girdi. Doğal olarak da her yeni çıkan şey gibi müthiş ilgi görerek çabucak yaygın bir kullanım alanı buldu.

Ancak bu konuda benim en çok tuhafıma giden bu hizmetin ücretsiz oluşu. Zaten huyumdur, hep böyle karşılık beklemeden sunulan hizmetlerin altında bir cinlik arar, genelde de haklı çıkarım. Kötü niyetimden değil, yaşanmışlıklardan edindiğim derslerden olsa gerek.

Öyle ya, bir dolu insanı ücretlerini ödeyerek yıllarca çalıştırıp kucak dolusu paralar harcıyorsun ve ortaya çıkan buluşu bizim gibi hiçbir katkısı olmayan hazır yiyicilerin kullanımına ücretsiz veriyorsun. Doğrusu pek aklım almadı ve kendi kendime “niçin”lere daldım. Sonunda da bazı sonuçlara ulaşıp bunları sizlerle paylaşmak istedim.

Birincisi, Yapay Zekâ’nın bir çocuk gibi eğitime ve gelişmeye muhtaç olduğunu anladım. Ve bu işin yükü de bizim üzerimize yıkılmıştı. Yani onu geliştirip mükemmel hale getirecek olan bizlerdik. Zaten kendisi hata yapabileceğini kabul ediyor ve bu konuda hiç ısrarcı değil. Yani anında kendi söylediğinden vazgeçip sizin görüşünüzü desteklemeye başlıyor. Yeter ki siz ona “Senin söylediğin şu nedenle yanlış.” diye yol gösterin. Anında fırıldak gibi dönüp “Haklısınız” diyerek sizi destekliyor.

İşte o zaman da ortaya çıkan çıplak gerçek şu: Bizler yani “Yapay Zekâ” kullanıcıları onu kullandıkça aynı zamanda eğitmiş, büyütmüş, geliştirmiş ve zenginleştirmiş oluyoruz. Böylece de bizden aldıklarını bize satar duruma getiriyor, bu arada da ona bizler gibi düşünmeyi öğretiyoruz. İşin tuhafı da bu işi hiçbir ücret almadan bedava ırgatlıkla yapıyoruz. Yani aslında ücret alması gereken kullanıcılar olarak biziz, çünkü hepimiz de “Yapay Zekâ” eğitmenleriyiz.

Gelelim ikinci konuya. Hesap makinesi geldiğinde zihinsel hesaplama becerimiz zayıfladı. Beynimizle hesaplama yerine işi tuşlara basarak halleder olduk. GPS yani Küresel Konumlandırma Sistemi geldiğinde yön bulma ve yolları ezberleme yeteneğimiz kayboldu. Eskiden ilk kez giderken bir daha gelişimizde yanlış yola girmemek için çevremizdeki bazı yapıları ezberleyip işaret olarak kullanıyorduk. Şimdi buna hiç gerek kalmadığı için defalarca geçtiğimiz yollarla ilgili beynimizde hiçbir bilgi birikimi yok.

Üçüncü konu ise gelecekle ilgili. Yapay Zekâ kullanımı gelişip yaygınlaştıkça ve hayatımızın her anına girdikçe yakın bir gelecekte insanlarımız beyinlerine başvurup akıl yürütmek yerine her şeyi ondan beklemeye başlayacak. Bu da “İşleyen demir ışıldar” atasözünde olduğu gibi “Yapay Zekâ’yı ışıl ışıl parlatıp geliştirirken, beynimizin körelmesine ve paslanmasına yol açacak. Kısacası amiyane deyimle mallaşacağız.

Hal böyle olunca da;

1. Yapay Zekâ gerçekleri bulmada tek başvuru yöntemi haline gelecek ve biz bunun doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu sorgulama yeteneğimizi yitirip bize verildiği şekliyle kabulleneceğiz. Böylece de “Yapay Zekâ” zamanla tek gerçeklik kaynağı haline gelecek.

2. Düşünme, araştırma, akıl ve mantık yürütme gibi beyin kapasitemizi zorlayıp gelişmesini sağlayan becerilerimizi kaybederek Yapay Zekâ’ya bağımlı hale gelip kuzu gibi uysallaşarak himayesi altına gireceğiz.

3. Yapay Zekâ’yı bizlerin kullanımına ücretsiz olarak sunanların gözlemleri sonucu insanlık istedikleri kıvama gelip bağımlılık gerçekleştirilince de hizmet paralı hale getirilip faturalandırmaya geçilecek ve bizi -çok affedersiniz- donumuza kadar soyacaklar.

Şu anda yaşadığımız döneme “balayı” diyebiliriz. Hele bir bağımlılık oluşsun da o zaman görürüz başımıza gelenleri.

DÜŞÜNEN SÖZLER:

· Bilgisayar önce masa üstüne, sonra diz üstüne, daha sonra cebimize girdi. Eğer böyle devam ederse gireceği yerin düşüncesi ürkütüyor beni. ANONİM

· Teknolojik gelişmeler kâğıda olan ihtiyacı azalttı ama gerçekte düşünceyi ortadan kaldırmak üzere. M. CRİCHTON

· Allah seni özgür yaratmışken, başkasının kölesi olma. HZ. ALİ

· Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir. Hayatı sınırlayan hapishane odur ki, ilk fırsatta yıkılmalıdır. Dünyayı daha iyi kavrayabilmek için. Y. GÜNEY