Bilimsel gelişmelerde güdülen temel amaç, insan yaşamını kolaylaştırmak olarak tanımlanır. Doğrudur da.

Düşünsenize, bundan 50 yıl önce Ankara’daki yakınınıza telefon etmek istediğinizi varsayalım. Önce PTT’ye gidip kiminle görüşmek istediğinizi söyleyip ev adresini vereceksiniz. Görevli Ankara PTT’yi arayıp isteği bildirirken, siz de orada beklemeye başlayacaksınız. Ankara’daki bir memur verdiğiniz adrese gidip görüşme isteğini bildirecek ve görüşeceğiniz kişiyi PTT’ye çağıracak. O kişi Ankara PTT’ye gelince onlar Çorum’u arayıp görüşmenin yapılabileceğini söyleyecekler. Görevli de sizi görüşme kabinine çağırıp hattı açacak, siz de bağıra çağıra sesinizi zorlukla duyurup görüşebileceksiniz. Dahası, araya başka hatlar da karışacak ve kimin kiminle görüştüğü anlaşılmayıp işler arapsaçına dönecek.

Oysa şimdi böyle mi ya, telefonu cebinizden çıkarıp aramak saniyeler sürüyor. Ancak her şey o kadar basit değil. Çünkü bilimde öyle gelişmeler oluyor ki, iş şirazesinden çıkmaya başladı. Bunları duydukça da insanları bir tedirginlik ve “Nereye doğru gidiyoruz?” korkusu aldı. Şimdi bunlardan birkaç örnek vereyim.

Ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN’ın açıklamasına göre beynimizdeki hangi nöronun, hangi frekansla, hangi düşünceyi üreteceği tespit edilmiş. Bu araştırma 800 insan üzerinde yapılmış ve hepsinde de aynı sonuç alınarak elde edilen sonuçlar rapor haline getirilip Nature dergisinde yayınlanmış.

Buna göre, beyindeki A nöronuna, X miktarında frekans yani bir tür uyarıcı geldiği zaman örneğin sara nöbeti geçirmeye başlıyor, Y miktarında bir uyarıcı frekans deldiğinde ise kendini dünyanın en mutlu insanı olarak görüyor. Şimdi bunu tersinden okursak; o miktardaki uyarıcı frekansı biz beyine dışardan vererek o nöronu bizim istediğimiz biçimde düşündürdüğümüzde neler olabileceğini düşünmek bile korkunç. Örneğin, dilediğimiz kişiye intihar etme frekansını yükleyip intihar ettirebiliriz. Ya da ateist birini koyu dindar, normal birini sapık, sağcıyı solcu, kararsızı kararlı yapabiliriz. Böylece de istediğimiz toplumları, istediğimiz ırkı, istediğimiz cinsi bizim belirleyeceğimiz frekanslarla canımızın istediği yöne yönlendirmek mümkün olur.

Sizi bilmiyorum ama bence çok sakıncalı sonuçlar ortaya çıkarabilecek bir çalışma. Düşünsenize, bu çalışma bizim siyasi partilerden birinin eline geçtiği anda neler olur kim bilir? Birkaç saniye içinde cümbür cemaat hepimiz de o partinin yandaşı, hatta fedaisi olup çıkarız alimallah! Böylece de dün eleştirdiğimizin bugün savunucusu olup çıkarız. Gerçi günümüzde de böyle olanların sayısı bir hayli fazla ama şimdi işin o tarafını karıştırmayalım.

Buna benzer bir çalışmayı da FACEBOOK, 2012 yılında yaklaşık 700.000 kullanıcı üzerinde ve o kişileri bilgilendirmeden yapmış. Bunun için de önce insanları iki gruba ayırıp sonra da 1. grupta olanların karşısına sürekli olarak olumlu haberler çıkarırken, diğer gruba da hep olumsuz haberler gösterilmiş.

Bir hafta boyunca aynı şekilde devam ettikten sonra, kullanıcıların paylaşımları incelemeye alınmış. Ve kullanıcıların kendilerine gösterilen haberlerin niteliklerinden etkilendikleri ortaya çıkmış. Şöyle ki, kendilerine sürekli olumsuz haberler gösterilenlerin yaptıkları paylaşımlar da benzer şekilde karamsar konuları içerirken, diğer grubun genellikle olumlu paylaşımlar yaptığı ortaya çıkmış. Yani sonuçta FACEBOOK’un izleyicilerinin tercihlerini kendi istediği yönde yönlendirebildiği anlaşılmış. FACEBOOK, bu araştırmanın duyulması üzerine büyük tepki aldığı için özür dileyip bir daha böyle bir araştırma yapmayacağına yemin billah etmiş ama kim bilir?

Bu durumun en düşündürücü tarafı ise, FACEBOOK gibi kuruluşların, bunu halkın tercihlerini istedikleri yöne yönlendirmekte kullanma olanağı elde etmeleri. Buradaki can alıcı soru ise, acaba bu tür kuruluşlar örneğin seçim dönemlerinde partilerle anlaşıp böyle bir yönlendirmeye gidebilirler mi?

Bazen, insanın isyan edesi geliyor değil mi? Düşünsenize, kendi kararlarımızı bile başkalarının isteğine göre vermek ne kötü bir şey; hem de ruhumuz bile duymadan…

DÜŞÜNEN SÖZLER:

· Bireyin özgürlüğü, öncelikle beynin özgürlüğünü sağlamakla başlar. S. SELÇUK

· En hür insan bile efendisiz değildir. SCHİLLER

· Özgür olmadıkları halde, özgür olduklarını sananlar kadar hiç kimse tutsak değildir. GOETHE.

· Eskiden köleler hiç olmazsa ayaklarına geçirilen prangaların farkındalardı. Şimdikiler zincirlerini bile göremiyorlar. Z. LİVANELİ

· Bilgisayar önce masa üstüne, sonra diz üstüne, daha sonra cebimize girdi. Eğer böyle devam ederse gireceği yerin düşüncesi ürkütüyor beni. LA EDRİ

· Bütün insanlar orijinal olarak doğarlar, birçoğu kopya olarak ölür. W. LAKE

· Geçmişin tehlikesi köle olmaktı; geleceğinki ise robot olmak. E. BROMM