----------------KENT NOTLARI---------------------

Yıllardır, konuşmalarımda ve yazılarımda “vasatın egemenliği”nden şikayet edip duruyordum.

Ama öyle bir seviyeye geldik ki, “vasat” veya “vasatın altı” tanımlaması yetmez oldu.

Umut Radyo’da sevgili Meltem Danışman Çınar’la birlikte yaptığımız “Çorum Güncesi” programında “kötülüğün kurumsallaşması” noktasına geldiğimizi söyledim ve bunu 9 Haziran 2026 günlü gazetemizin manşetinden verdim.

“Felâket tellallığı” yapmak gibi bir huyum yok, ama yaşadığımız “toplumsal bozulma” beni böylesine karamsar değerlendirmelere sürüklüyor.

*

“Yapay zekâ” müthiş bir buluş, 21. yüzyılın buluşu, ama…

Bazıları bunu kendi “kolaycılıkları” için kullanarak, hepimizin zekâsıyla, aklıyla, bilgi ve deneyim birikimi ile alay ediyorlar.

Böyleleri her dönemde çıkar, beis yok ya, toplumda da büyük bir kitle, bunlara prim vermiyor mu? Eyvah ki ne eyvah!

Örneğin, bazı dokümanlar yapay zekâya veriliyor ve “bunu haberleştir” deniliyor. Kim yapıyor bunu? Bazı gazeteci geçinenler kadar, basın bildirisi hazırlayan kimi kurum ve kuruluşların yöneticileri de…

Ortaya -diyelim ki- beş paragraflık bir metin çıkıyor. Ama, aynı bilgi dönüp dönüp her paragrafta tekrarlanıyor.

Hadi, metni hazırlayan “kolaycılığın” rehaveti içinde bunu görmüyor bile de, okuyan hiç mi tepki göstermiyor?

Niye “Benim vaktimi çalmaya ne hakkınız var?” demiyor.

*

Sosyal medyadaki inanılmaz kirliliği yazmaktan usandım artık.

Özdemir Asaf, “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler!” diyor ya…

Elinde -akıllı- cep telefonu olan herkes “internet sitesi” kurup güya habercilik yapabiliyor.

Bırakın ustalık belgesini, kalfalık, çıraklık belgesine bile ihtiyaç yok. “Ben gazeteciyim” deyince, toplum da “eyvallah” diyor hemen.

Kamu yöneticisinden yerel yöneticisine, siyasi parti temsilcisinden sivil toplum kuruluşu yetkilisine, esnafından iş insanına kadar herkes, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla her türlü asparagasa, sansasyon haberciliğine tepkisiz kalıyor, prim veriyor; belki bilmeden-istemeden şantaj gazeteciliğine zemin hazırlıyor.

Sokaktaki adam dedikoduya, abartıya zaten bayılıyor.

Sonra, sohbetlerde “Bu nasıl kirlenme!” diye riyakârca yakınmalar…

*

Kimdir bilmem, merak da etmem…

Sosyal medyada dolaşırken rastladım…Bir arkadaş güya Çorumlulara hitap eden bir site kurmuş. Ama zahmet edip Çorum’u simgeleyen görseller bulmak yerine yapay zekâya talimat vermiş. O garibim de, saat kulesi deyince bilmem hangi şehrin saat kulesini ve yine Çorum’la hiç ilgisi olmayan bir tarihi görseli Çorum’un simgesi olarak bulup koymuş.

Olur elbette. Herkesin aklı kendine. Ama, bunu binin üzerinde insan beğenmişse…

Eğer bu beğeniler bot hesapların eseri değilse…

Benim hemşehrilerim çıldırmış olmalı!

Ve bana, benim gibi düşünenlere Çorumluluktan istifa etmek düşüyor olmalı.

*

Yapıcı, olumlu, objektif, Çorum için, toplum için faydalı, halkın haber alma hakkına hizmet eden haberciliğe değer verenler elbette var ve çok şükür onlar sayesinde biz değer buluyoruz.

Ama, bayağılığın, yozluğun, daha ötesi kötülüğün kurumsallaşmasına hizmet edenleri “Allah ıslah etsin!” demekten de kendimi alamıyorum.

Onlara -şimdilik- kendilerine dokunmayan yılanlarla mutlu olmalarını diliyorum.