Tarih sadece geçmişte yaşananların adı değildir. Bazen yüzyıllar önce söylenmiş bir söz, zamanın içinden geçerek bugüne ulaşır. Unuttuğumuz bir gerçeği yeniden anımsatır.
1833 yılında Fransız yazar ve siyasetçi Alphonse de Lamartine, Osmanlı topraklarında yaptığı gezinin ardından imparatorluğun geleceğine ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulunuyor.
Osmanlı'nın parçalanması durumunda Avrupa devletlerinin imparatorluğun farklı bölgelerinde egemenlik kuracağını, kimi yerlerin sömürge alanlarına, kimi yerlerin ticaret limanlarına ve nüfuz bölgelerine dönüşeceğini öngörüyordu.
Bugün bakıldığında bu sözlerin anlamı daha iyi anlaşılıyor..
Zira Osmanlı parçalandı.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı coğrafyası, büyük güçlerin çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirildi. Sınırlar çizildi, devletler kuruldu, nüfuz alanları oluşturuldu.
Haritalar değişti. Değişmeyen tek şey büyük güçlerin çıkarlarıydı.
İlhan Selçuk yıllar önce Lamartine'in bu sözlerini yeniden gündeme getirmişti. Asıl önemli olan Lamartine'in ne söylediği kadar, Selçuk'un bu sözlerde tarihin tekrar eden davranışını görebilmesiydi.
Zira emperyalizm yalnızca ordularla gelmiyor. Bazen savaş gemileriyle, bazen borçlarla, bazen ekonomik anlaşmalarla, bazen de “özgürlük”, “demokrasi” ve “uygarlık” gibi evrensel değerlerin arkasına saklanarak geliyor.
Ülkelerin siyasal bağımsızlığı, ekonomik bağımsızlığı yoksa eksiktir. Kendi kararlarını başkalarının gücüne göre vermek zorunda kalan ülkelerin bağımsızlığı, kâğıt üzerindedir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet'i kurarken gördüğü temel gerçeklerden biri budur. Kurtuluş Savaşı yalnızca işgal ordularına karşı verilmedi. Kapitülasyonlara, ekonomik bağımlılığa ve ulusun kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasını engelleyen anlayışlara karşı verildi.
Cumhuriyet'in bağımsızlık anlayışı yalnızca askeri bir zafer değildir. Ekonomide, hukukta, eğitimde ve üretimde bağımsızlıktı. En önemlisi de kendi geleceğine kendi aklıyla karar verebilen yurttaşlar yetiştirmekti.
Aradan geçen onca yıla baktığımızda kendimize şu soruyu sorabiliriz: Tarih gerçekten geride mi kaldı, yoksa sadece yöntemler mi değişti?
Günümüzde hiç kimse şu ülkeyi açıktan “sömürge yapacağız” demiyor. Fakat ekonomik bağımlılıklar kurulabiliyor; stratejik alanlar dışa bağımlı hale gelebiliyor; üretim gücü zayıflayabiliyor; enerji, teknoloji ve finans alanlarında bağımlılık derinleşebiliyor.
Tüm bunlar çoğu zaman savaş görüntüsü vermeden gerçekleşiyor. Çağımızın emperyalizmi asıl budur.
Ortadoğu'ya baktığımızda tarihin ne kadar canlı olduğunu görürüz..
Osmanlı coğrafyası üzerinde bir zamanlar hesap yapan güçlerin yerini bugün başka güçler almış olabilir. Devletlerin isimleri, silahların teknolojisi ve kullanılan diplomatik kavramlar değişmiş olabilir.
Oysa enerji, jeopolitik üstünlük, ulaşım yolları, limanlar, pazarlar ve bölgesel hâkimiyet hiç değişmedi.
Günümüz olaylarına sadece günlük haberlerin penceresinden bakarsak birbirinden kopuk gelişmeler görürüz. Tarihsel hafızayla baktığımızda ise aynı coğrafyada süren çıkar mücadelesinin farklı biçimlerini görürüz.
Tam burada Lamartine'in aynası önümüze geliyor. Aynada yalnızca 1833'ün Osmanlı'sını görmemeliyiz. Kendimizi de görmeliyiz.
Zira konu Lamartine'in haklı çıkması değildir. Konu, onun gördüğü tarihsel gerçeği bizim bugün görüp göremediğimizdir.
Ülkelerin geleceğini yalnızca dışarıdan gelen tehditler belirlemez. İçerideki gaflet de en az dışarıdaki tehdit kadar tehlikelidir.
Bugün ülkemizin gereksinimi korku değil, güçlü bir tarih bilincidir. Dünyayı düşmanlarla dolu görmek ne kadar yanlışsa, dünyanın çıkar ilişkileriyle yürüdüğünü unutmak da o kadar yanlıştır.
Başka ülkeler kendi çıkarlarını ve geleceklerini planlıyor. Biz de planlamalıyız. Bunun yolu başkalarına düşman olmaktan değil, kendi gücümüze güvenmekten geçiyor.
Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinin bugün hâlâ önemli olmasının gerçeği budur. Cumhuriyet bize yalnızca bir yönetim biçimi bırakmadı. Kendi kaderimizi kendi irademizle belirleme özgüvenini bıraktı.
“Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” sözü yalnızca bir anayasa tümcesi değildir. Ülkemizin geleceğini başkasının iradesine bırakılmaması gerektiğinin ilanıdır.
Bağımsızlık sadece sınırlarımızı korumakla olmaz.
Düşüncemizin, ekonomimizin, hukukumuzun, üretimimizin ve geleceğimizin de bağımsız olması gerekir.
Tarih bazen önceden konuşur. Fakat tarih bizim yerimize karar vermez.
Ders alırsak yol gösterir, unutursak yeniden karşımıza çıkar. Lamartine 1833'te bir imparatorluğun geleceğine ilişkin uyarıda bulundu.
İlhan Selçuk yıllar sonra bu sözü yeniden anımsattı. Şimdi sıra bizde.
Geçmişin aynasına bakıp bugünü görebiliyor muyuz? Yoksa tarihin uyarılarını bir kez daha duymazdan mı geleceğiz?
Zira asıl mesele Lamartine'in ne söylediği değildir.
Asıl konu, tarih konuştuğunda onu duyacak kadar akıllı, duyduğumuzu anlayacak kadar bilinçli ve anladığımızı geleceğe taşıyacak kadar bağımsız olup olmadığımızdır.