Sözleri Çiğdem Talu’ya, müziği Melih Kibar’a ait…Erol Evgin’in harika sesinden yıllardır dinlemeye bıkmadığım şarkı:
Herkes bir şey aldı götürdü benden/kimi umutlarımı/kimi inançlarımı/kimi en güzel duygularımı…
Sen başkalarına benzeme sakın/hep böyle kal!
Bu çağrı sevgiliye elbette, ama ben, iyi, güzel, samimi, vicdan sahibi, vefalı, dürüst insanlar için söyleyegeldim bunu yıllar yılı: Hep böyle kal!
Ve hep böyle kaldı kardeşim Recep.
Karıncayı incitmeyen bir güzel insan olarak yaşadı, çekip gitti…
*
Nüfus kayıtlarında 1840’lara kadar indik. Hep Çorum’un merkezinde yaşayagelmiş bir aile bizimki.
Ama, o zamana göre kentin kenar semtinde…
Merhum Baha Çorbacıoğlu tarafından ana caddenin açılmasından sonra “Yeniyol” adını alan, eski adıyla “Hacırecep Mahallesi”…Yavruturna’nın tam sınırı…Gazipaşa İlkokulu’nun karşısı…
Yeni kuşaklar şaşıracak, Saat Kulesi’ne üç adımlık yer “kenar semt” mi olur diye. Ama öyle. Bugünkü Kıbrıs Caddesi’nin yerindeki sel yatağından sonra tarlalar başlıyordu. Eti Ortaokulu’nun yerine harman kurulurdu.
*
Çocukluğumuzda bize, en büyük ibadetin “dürüstlük” olduğu öğretildi.
İnsan sevgisi öğütlendi.
İnsanı sevince, her türlü sevgi ve saygı da arkasından gelirdi.
Allah sevgisinin tezahürüydü zaten insanı sevmek…Allah’ın yarattıklarını sevmek…
Ve ahlâklı olmak…
*
Son yılları hastalıklarla geçen babam Kemal Yolyapar’ı, çok genç yaşta kaybettik. (1972) Henüz 45 yaşındaydı. Benim küçüğüm Ahmet’i çok çok daha genç yaşta (1979)…Yalnızca 26 yaşındaydı.
Ardından en küçük kardeşimiz Mustafa’yı 48 yaşında toprağa verdik. (2014)…Ağabeyim Yaşar Yolyapar 74 yaşındaydı. (2019)
Ve 19 Temmuz 2026…Benden 6 yaş küçük kardeşim Recep de, 70 yaşında hayata veda etti.
Tam 6 erkek kardeştik; geride bir ben, bir de Akçay’da yaşayan 67 yaşındaki kardeşim İsmail kaldık.
Nasıl “talihsiz” bir aile…
Ama, arkalarında “hiç lekelenmemiş” onurlu bir iz bırakarak çekip giden “genç ölüler” ailesi…
*
Recep’in kaybından sonra, pek de yakınımız sayılamayacak nice insanın aşırı duygulandığına, hatta gözyaşı döktüğüne tanık oldum.
Çünkü, o kadar yumuşak huylu, saygılı, anlayışlı, hoşgörülü, özverili bir insandı ki, herkes iyiliğinden, efendiliğinden bahsediyordu.
*
Yaklaşık 22 aylık hastalık süreci de, gerçekten “uyum” içinde geçti. Kimseyi üzmedi, bıktırmadı, şikayet ettirmedi. Eşi Sema, özveri abidesiydi. Oğlu Ahmet, Antalya’da yaşamasına rağmen ilgisini hiç eksik etmedi. Hacettepe Onkoloji Hastanesi’nde görev yapan kızı Demet, zaten bakım ve tedavisini neredeyse tamamen üstlendi. İyileştirmek kimsenin elinden gelmeyecekti, ama babasının en ileri düzeyde konforunu sağladı.
Can ve İpek’in sevgi dolu dedeleri, geride güzel anılar bırakarak sessizce terketti bu dünyayı.
Sevgiden yoksun, içi fitne-fesat dolu, gözü doymaz, ihtiras küpü insancıkları, özetle “kötüleri” geride bırakarak ve arkasından “iyi insandı” dedirterek…
Medenileşmenin yerini magandalaşmanın almasına, kötülüğün kurumsallaşmasına, her tarafın akıl almaz bir hızla kirlenmesine inat…
Tertemiz kalarak…
*
Canım kardeşim Recep,
Yüce Allah rahmetini esirgemesin!
Nurlar içinde uyu!

Sema-Recep Yolyapar, torunları İpek ve Can’la…

Mehmet ve Recep Yolyapar…Anılarda kalan bir fotoğraf…

Recep Yolyapar, sevgili torunu İpek Öztürk’le

Hastalığın ilerleyen zamanlarında, artık aşırı kilo kaybı belli olmaya başlamıştı…Fotoğrafta Sema-Recep Yolyapar çifti, kızları Demet ve torunları İpek’le…

“Bir namazlık saltanatın olacak taht misali o musalla taşında”…
Sağ başta oğlu Ahmet Yolyapar…