Türkiye’de yıllar sonra verilen Tarkan konseri günlerdir konuşuluyor. Sadece konsere gidenler değil; videoları izleyen milyonlar da hâlâ o şarkıları hep bir ağızdan söylüyor.

Bu yalnızca bir konser değildi. Bu, ortak bir hafızanın yeniden canlanmasıydı. Bir kuşağın, bir dönemin, bir “biz” hissinin tekrar görünür olmasıydı. Çünkü müzik sadece kulağımıza gelmez; bedenimize de gelir.

Tınılar, sözler, ritim ve sahnedeki enerji birleşince içimizde bir his doğar: göğsün sıkışması, boğazın düğümlenmesi, kalbin hızlanması, gözlerin dolması, ayağın ritim tutması… His; vücudun dilidir.

Duygu ise bu bedensel dilin zihindeki karşılığıdır: “Ben şu an ne yaşıyorum?” diye sorarız ve bir isim koyarız: özlem, sevinç, hüzün, umut, pişmanlık, coşku…

Aynı hissi yaşayan iki kişi, ona farklı isim verebilir. Biri “mutluluk” der, öteki “rahatlama.” Biri “özlem” der, öteki “şefkat.” His daha çıplaktır; duygu daha yorumlu.

Tarkan’ın 90’lı yıllardaki şarkıları işte bu yüzden hâlâ güçlü.Çünkü o dönem şarkıları, sadece “iyi pop” oldukları için değil; bir dönemin ruhunu taşıdıkları için büyülü.

90’lar Türkiye’si… Bizim kuşağın gençliğinin son yılları; çocuklarımızın çocukluğu, ilk gençliği. 80’lerin ağır gölgesinden çıkılmış ama kaygı hâlâ dipte duruyor. Yine de yüzler yavaş yavaş umuda dönmüş. Sözler bazen absürt, bazen fazla basit… ama bir yerinden hep “yaşama tutunma” sızıyor.

Bu yüzden Tarkan konseri bu kadar yankı yaptı: O gece insanlar sadece şarkı söylemedi; kendi geçmişine dokundu.

Bir anda, aynı anda, aynı hissin içinden geçti binlerce insan. Kimi buna “coşku” dedi, kimi “özlem.” Kimi “ağlamak istedim” dedi, kimi “içim ferahladı.” Ama ortak olan şuydu: Beden aynı şeyi hatırladı.

Ve sanatın ortak dili tam da burada konuşur.Diller farklı olabilir, hayatlar farklı olabilir, yaşlar farklı olabilir… ama bir melodi bedenimize değdiğinde aynı yerimiz titrer. Kimi bunu “teselli” diye yazar, kimi “umut” diye söyler.

Ve bazı şarkılar bu yüzden eskimez.Çünkü onlar sadece dinlenmez; hissedilir, hatırlanır ve birlikte söylenir.

“Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek” gibi

“Bir gün belki hayatta bir teselli ararsan” gibi

“Gündüz ayrı ,gece birleşen kol düğmeleri” gibi

“Teninin kokosunu özlemek” gibi

“Başkası olma kendin ol böyle çok daha güzelsin” gibi

“Belki iklim değişir Akdeniz olur kimbilir”…

Biz yine de gülümseyelim.

Ankara