Bir zamanlar kitap okurduk…
Acele etmeden.
Altını çizerek, sayfayı katlayarak, bazen bir cümlede uzun süre durarak.
Kütüphaneler vardı. Toz kokan, sessiz ama yaşayan mekânlar… Raflar arasında dolaşırken insan biraz da kendini arardı. Okullarda kitaplık kolları olurdu; kitap taşımak bir görevdi ama aynı zamanda bir aidiyet duygusuydu. Kitapların geçmişi vardı. İlk sayfasında bir isim, bir tarih, bazen küçük bir not…
Şimdi kitaplar daha parlak, daha ulaşılır. Ama okuma hâli daha yalnız, daha hızlı, daha sabırsız.
Bugün kitap kulüplerine baktığımda tanıdık bir manzara görüyorum: Benzer yaşlar, benzer hayatlar. Gençler yok. “Artık okumuyorlar” diyoruz. Oysa belki de mesele okumamak değil, başka bir yerden okumak.
Biz kitapları hayatın içinden okurduk.
Ve her dönemde başka bir yerinden tutardık.
Gençliğimde okuduğum Fyodor Dostoyevski, bana cesareti fısıldardı. Suç ve Ceza’da Raskolnikov bir başkaldırıydı. Yıllar sonra, olgunluk çağında aynı kitabı yeniden açtığımda başka bir roman çıktı karşıma. Bu kez suçtan çok vicdan konuşuyordu. Kitap değişmemişti; ben değişmiştim.
Yaşar Kemal’i ilk okuduğumda dağlar daha yüksekti. İnce Memed bir özgürlük masalıydı. Bugün okuduğumda dağlar hâlâ orada ama insanlar daha yorgun. Olgunluk, kahramanlığı değil, direncin bedelini gösteriyor.
Émile Zola gençlikte öfkeyle okunur. Germinal adaletsizliğe karşı bir haykırıştır. Olgunlukta ise aynı roman, yorgun bir mücadelenin hikâyesine dönüşür. Değişen sistem değil, bakışımızdır.
Orhan Pamuk romanlarında zaman içe doğru akar. Masumiyet Müzesi gençlikte büyük bir aşk gibi görünürken, olgunlukta sessiz bir bekleyişe dönüşür. Aynı hikâye, başka bir kalpte başka konuşur.
Eskiden kitapları kimliğimizle okuduğumuzu fark etmezdik.
Şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum:
Bir kitabı genç bir kız olarak başka,
anne olarak başka,
olgunlukta bambaşka okuyoruz.
Kitap kulüplerinde bugün belki de en çok eksik olan şey budur. Edebi doğrular konuşuluyor ama hayatın izleri masaya pek gelmiyor. Oysa kitaplar, yaşanmışlıkla derinleşir.
Belki gençler bu yüzden yok. Çünkü onların henüz anıları değil, hayalleri ağır basıyor. Ama edebiyat tam da bu yüzden güçlü: geçmişle geleceği aynı sayfada buluşturabildiği için.
Bir zamanlar kitap okurduk…
Belki şimdi yeniden, daha yavaş, daha dikkatli okumayı hatırlamalıyız.
Çünkü kitaplar eskimez.
Okur olgunlaşır.