Yıllar geçti ama unutulmadı ve de unutulmayacak bu kuşak.
Bu nedenle geçmiş yazılarımdan da faydalanarak bir kez daha hatırlamak ve de hatırlatmak gerekti.
Evet, o kuşak ki:
Bugün Amerika’da ve Avrupa’da üniversiteli gençliğin, İsrail’in Gazze’deki soykırımına karşı ellerinde Filistin bayraklarıyla yürüdüğü gibi, o gün Filistin halkının ve Filistin direnişinin yanında yer alan, Filistin davasına sahip çıkan bir kuşaktı.
Ve bugün vicdan, onur ve erdem sahibi dünya insanlarının yükselen sesi gibi, yüreği Filistin halkı için çarpan, emperyalizmin garnizon devleti İsrail’e karşı bütün duygularıyla, bütün inancıyla Filistin davasının yanında olan bir kuşaktı.
Ama o kuşak, bir Hıdırellez gününün ilk saatlerinde, yani 6 Mayıs 1972 günü Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamıyla imha edilmek istenmişti.
O kuşağın simge ismi Deniz Gezmiş ise “Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik. Bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve ülkedeki işbirlikçilere karşı mücadele verdik. Ölümden korkmuyorum. Ben 25 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum” demişti.
***
Ama vicdanlarda asla kabul görmemişti bu idamlar.
Bugünkü siyasetlerin öncesi vermişti bu kararları. Kimi meclise girip “evet” demişti, kimi meclise girmeyerek “evet” demişti.
O günün meclis aritmetiği 450 idi. Süleyman Demirel'in Genel Başkanı olduğu AP'nin 260, İsmet İnönü'nün Genel Başkanı olduğu CHP'nin 144 ve diğer partilerin toplamı 46 olmak üzere 450 milletvekiliydi. Yalnız 48 milletvekili “hayır” demişti.
Oysaki o günden bugüne, o kararların yanlış olduğu söylenir, vicdanlardaki rahatsızlık dillendirilir oldu.
Çünkü bu toplumun vicdanında asla kabul edilmedi ve de asla unutulmadı bu idamlar.
İşte bu nedenle bugünkü siyasetler, geçmişiyle bir yüzleşebilmeli ve de bir vicdan muhasebesi yapmalıdır diyoruz.
***
Aslında idam edilen yalnız bu üç genç değildi...
-O kuşağın yükselen ve Anadolu topraklarına ekilen toplumcu rüzgârı idi...
-Uyanmış toplumsal enerjinin bastırılması idi...
Çünkü zamanın Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, “Sosyal uyanış, ekonomik gelişmeyi aştı” demişti.
Çünkü toplumsal dinamizm, sistemin sahiplerini sarsar olmuştu. Patronlar sendikalardan, sistem sosyal uyanıştan korkar olmuştu.
Yani çare bu uyanışı bastırmak, dizginleri sıkmaktı.
Ve de bu üç genç bunun için seçilmişti.
***
Peki, ne idi bu kuşağın kavgası? Kimdi bu gençler?
Onlar; Cumhuriyetin aşınan ve de aşındırılan kurucu değerlerini yeniden ayağa kaldıran gençlerdi.
Onlar; bugün Ortadoğu'yu kana bulayan, İslam dünyasını mezhep ve etnik savaşlara mahkûm eden Amerikan emperyalizmine karşı başkaldıran, milli duyguları yüksek yurtsever gençlerdi.
Ve onlar:
Bunun için “Amerika defol” demişlerdi.
Bunun için “NATO’ya hayır” demişlerdi.
Ve de bunun için “Bağımsız Türkiye” demişlerdi.
Ve onlar bu ülke için:
“Sömürüye hayır” demişlerdi, “Eşitlik” demişlerdi.
“Parasız Eğitim” demişlerdi, “Özgürlük” demişlerdi.
Ve de onlar “Ne ezen ne ezilen” demişlerdi.
***
Ve onların itirazlarında:
-Emperyal işgalle savaşarak kurulan Cumhuriyetin, sömürgeleşmesine itiraz vardı.
-Anadolu topraklarının ABD üsleriyle doldurulmasına itiraz vardı.
-Türkiye’nin, ABD’nin bölgedeki bir karakolu yapılmasına itiraz vardı.
Ve onların itirazlarında, bugün bölgemizi kana bulayan ABD emperyalizminin kanlı politikaları vardı.
Onların itirazlarında, ABD emperyalizminin kanlı tarihinde (Meksika’da, Küba’da, Nikaragua’da, Guatemala’da, Endonezya’da, Laos’ta, Kamboçya’da, Şili’de, İran’da, Arjantin’de…) yaptıkları ve yaptırdıkları katliamlarla 100 binlerce insanın öldürülmesine karşı bir “duruş” vardı.
Ve de onların itirazlarında, 4 milyon Koreliyi, bir milyondan fazla Vietnamlıyı öldüren Amerikan saldırganlığına bir “karşı koyuş” vardı.
İşte bu nedenlerle ABD emperyalizminin, Türkiye’ye yerleşmesine itiraz etmişlerdi.
Ve de bu nedenlerle bu toplum için canlarını feda etmişlerdi.
Evet, onlar asla unutulmadı ve de unutulmayacak…
Çünkü onlardaki milli heyecan, özellikle bugün daha da aranır olmaktadır.