Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından Avrupa Birliğine (AB) aday ülkeler için her yıl bir rapor hazırlanmaktadır. Genel kurulda kabul edilirse yayınlanmaktadır.
Türkiye için bu rapor, 1998 yılından bu yana her yıl “Türkiye Raporu” adıyla yayınlanmıştır.
Son yayınlanan “2025 Türkiye Raporu” ise AP Genel Kurulu’nda 17 Haziran 2026 günü kabul edilmiştir. Hem de büyük bir çoğunlukla…
Yani 381 ‘Evet’, 107 ‘Hayır’, 171 ‘Çekimser’ oyla...
Evet, Türkiye’nin tam 67 yıldır süren AB sürecine bir kez daha bakmak için, bu raporda da neler denmiş, biz ne demişiz bir görmek gerekti.
***
Elbette her yıl olduğu gibi Türkiye için yine ağır ifadeler kullanıldı.
İşte Türkiye için kullanılan ifadeler:
-Demokratik reformlara yönelmeyen Türkiye, aralanan “fırsat penceresini” kaçırmıştır.
-Hukukun üstünlüğü, insan hakları, demokratik standartlar, basın özgürlüğü ve diğer temel özgürlüklerde süregelen eksiklikler giderilmemiştir, ama giderilmelidir.
-Türkiye'de demokratik standartların ve hukukun üstünlüğünün savunulması konusunda daha güçlü bir duruş sergilenmelidir.
-AİHM kararları uygulanmıyor, uygulanmalıdır.
-Demokratik reformlar yapılmadığı sürece, Türkiye'nin tam üyeliği için 3 Ekim 2005'te başlayan 2018'den bu yana da fiilen donmuş olan müzakereler yeniden canlandırılmayacaktır.
-Anayasa'da güvence altına alınmış laik temellerle tezat oluşturan, dini yaklaşıma dayalı bir ahlak gündemini, toplumun her kesimine aşılama biçiminden duyulan endişe artmaktadır.
-Türkiye'de hukukun üstünlüğü aşınmakta, yargı bağımsızlığı bulunmamaktadır.
Evet, raporda özet olarak bu ifadeler kullanılmış ve de “Türkiye tam anlamıyla otoriter bir modele doğru hızla ilerlemektedir” denilmiştir.
Ayrıca:
“Türkiye'nin, Yunanistan ve Kıbrıs gibi AB üyesi devletlerin egemenlik haklarını ihlal etmeye devam etmesinden derin üzüntü duyulmaktadır” denilmiş.
“Yunanistan'ın karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkını kullanması durumunda, Türkiye'nin resmi savaş tehdidini masada tutmasından derin endişe duyulmaktadır” denilmiş.
Elbette bu ifadelerle de Türkiye'nin “Mavi Vatan” politikası hedeflenir olmuştur.
***
Türkiye’den verilen cevaplarda ise:
“2025 Yılı Türkiye Raporu, ülkemiz karşıtı çevrelerin temelsiz iddialarına ve yanlış bilgilere dayanan, gerçeklerle bağdaşmayan değerlendirmeler içermektedir” denildi.
“Avrupa Parlamentosu üyelerinin ideolojik ezberlerini yansıtacak şekilde, kasıtlı bir siyasi gündem çerçevesinde hazırlanmıştır” denildi.
“Terör örgütlerine, Türkiye karşıtı çevrelere zemin sağlayan bu yaklaşımdır” denildi. “Bağımsız Türk yargısı tarafından yürütülmekte olan hukuki süreçler çarpıtılmıştır” denildi.
Ve de raporun, Türkiye-AB ilişkilerinin stratejik öneminin giderek arttığı bir dönemde, “mevcut olumlu gündemi gölgelemeyi amaçladığı açıktır” denildi.
***
Elbette AP raporunda kabul edilemez görülen bu kararlar, adeta iktidarların her yıl yaşadığı bir kâbus olmuştur.
Ve de elbette Türkiye için, bu eleştiriler ve endişeler ağır olmuştur.
Ama yapılan bu tespitler, eleştiriler ve endişeler 1998'den bu yana hazırlanan her raporda yer almış, ülkenin resmi verilerine göre düzenlenmiş ve de yıllık olarak değerlendirilmiştir.
Ve de her bir rapor bir öncekini aratacak ölçüde ağır olmuştur.
Ama 1998'den bu yana asla dikkate alınmamıştır.
Ülke içine yönelik bir hamasetle “kabul etmiyoruz, reddediyoruz” denilmiştir.
Öncelikle bu hamaset, bu meydan okuma bırakılmalıdır.
Bu tribünlere seslenme dili bırakılmalıdır.
Çetin Altan'ın dediği gibi, artık “Türk'ün Türk'e propagandası” dili terk edilmelidir.
Çünkü Avrupa'nın Türkiye ile ilgili, Türkiye’ye yönelik birçok kararı olmuştur. Yani bu kararlar yeni değildir.
***
Elbette tüm bu raporlarda, Avrupa'nın samimi olup olmadığı da tartışılabilir ve de tartışılmalıdır.
Çünkü Batı, Türkiye'de tüm darbeleri ve tüm olağanüstü dönemleri açık açık desteklemiştir.
Çünkü Batı, Türkiye’yi rahatsız eden tüm terör örgütlerini desteklemiş ya da destekleyen bir görüntü vermiş ve de vermektedir.
Peki, Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından neden bu ağır eleştiriler yapılmıştır ve de yapılmaktadır?