Demokrasilerde iktidarın gerçek gücü, ne kadar alkış topladığıyla değil; ne kadar eleştiriye tahammül edebildiğiyle anlaşılır. Zira demokrasi yalnızca sandık değildir. Demokrasi, aynı zamanda gazetecinin korkmadan soru sorabilmesi, toplumun da gerçeğe ulaşabilmesidir.
Merdan Yanardağ’ın yaşadığı süreç, yalnızca bir gazetecinin dramı değil; Türkiye’de bağımsız basının nasıl kuşatıldığının açık bir göstergesidir.
Merdan Yanardağ yıllardır tanınan bir gazeteci… Sert konuşur, geri adım atmaz. Ama onu hedef hâline getiren asıl neden düşünceleri kadar boyun eğmemesidir. Zira otoriter anlayışlar, kendilerine muhalif olanlardan çok, teslim olmayanlardan rahatsız olur. Uzun yıllardır medyanın önemli bir bölümü siyasal ve ekonomik baskının gölgesine çekildi. Kimi sustu, kimi yön değiştirdi. TELE1 ise bütün baskılara rağmen farklı bir yerde durdu. Halkın haber alma hakkını önceleyen, iktidarın duymak istemediği soruları sormaktan kaçınmayan bir yayın çizgisi izledi. Asıl rahatsızlık da burada başladı. Bugün gelinen noktada, hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan bir gazeteci tutuklu bulunuyor; çalıştığı televizyon kanalına kayyum atanıyor, ardından kanal yok pahasına satışa çıkarılıyor. Üstelik ortaya konulan rakam, neredeyse İstanbul’da bir apartman dairesi fiyatına denk düşüyor. Bu yalnızca ekonomik bir işlem değildir. Bu, bağımsız bir yayın çizgisini etkisizleştirme girişimidir. Çünkü mesele yalnızca bir televizyon kanalı değildir.
TELE1, uzun zamandır susturulmak istenenlerin sesi, görmezden gelinenlerin ekranı hâline geldi. Bugün hedef alınan da tam olarak budur. Türkiye’de artık bazı insanlar işledikleri suçlardan çok, söyledikleri sözler nedeniyle yargılanıyor. Gazeteciler haberlerinden dolayı hedef hâline geliyor. Oysa gazetecilik, iktidarın hoşuna giden cümleleri tekrar etmek değildir. Gazeteci bazen rahatsız eder, soru sorar, görünmeyeni görünür hâle getirir. Bugün Merdan Yanardağ üzerinden verilmek istenen mesaj açıktır: “Ya bizim gibi konuşursunuz ya da susturulursunuz.”
Ancak unutulan bir gerçek vardır: Korkuyla kurulan düzenler, en çok hakikatten korkar. Çünkü gerçek bazen tek bir cümlede büyür, bazen küçük bir ekranda çoğalır, bazen de susturulmak istenen bir gazetecinin direncinde toplumun vicdanına dönüşür. Merdan Yanardağ’ın yaşadığı süreç, yalnızca bir kişinin meselesi değildir. Bu mesele; hukukun bağımsızlığına, basının özgürlüğüne ve toplumun gerçeğe ulaşma hakkına dair ciddi bir sınamadır.
Ve unutulmamalıdır: Bir ülkede gazeteciler susturuluyorsa, aslında susturulan halkın haber alma hakkıdır.