Gallup’un 2026 State of the Global Workplace raporunda yer alan 2025 verilerine göre Türkiye’de çalışanların yalnızca %8’i işine bağlı %68’i işine bağlı değil, %24’ü ise aktif olarak bağlı değil.

Dünyada çalışan bağlılığı ortalaması %20 iken Türkiye’de bu oranın %8 olması, ister istemez insanı düşündürüyor. Her gün işe gidip geliyoruz ama bağlı değiliz. Yani işin içinde değiliz.

İK profesyoneli olarak bir çok kurumla iç içe çalışan birisi olarak şunu söyleyebilirim: Sahada belki de bu oran çok daha fazla.
Çünkü sahada bunun farklı biçimlerini görüyorum. Örneğin; İşini yapan ama artık hiçbir şey önermeyen çalışan olarak, toplantıda sessizce oturan fikir vermeyen çalışan olarak, eskiden daha fazla sorumluluk alan ama artık “Benden bu kadar” diyen çalışan olarak..
Ya da şirketten ayrılmayan ama şirkete katkısını giderek azaltan çalışan...

Bunların hepsi aynı şey değil. Ama hepsinin bize söylediği ortak bir şey var şunu bilmemiz lazım. Bir çalışanın mesaide olması iş yerinde bulunması o çalışanın işine bağlı olduğu anlamına gelmiyor.

Peki çalışan bağlılığı deyince ne anlıyoruz? Çoğumuzun ilk önce aklına gelen maaş olabilir. Tabii ki hepimizin parasal beklentileri var. Hayatımızı idame ettirmek zorundayız. Adil bir ücret önemli. Ama konu sadece maaş değil. İş yerinde temposu vardır, ancak işinden memnundur. Yaptığı işi anlamlı buluyordur. Yöneticisine güveniyordur. Emeğinin karşılığını aldığını hissediyordur. Kendisini geliştirdiğini düşünüyordur. Bir çok farklı etken sıralayabiliriz. İşte burada maaş önemli olmaktan çıkmıyor. Ama tek başına yeterli olmadığını görüyoruz.

Bence asıl üzerinde düşünmemiz gereken yer tam da burası. Çalışan bağlılığını artırmak için şirketler ne yapmalı?
Yıllarca ‘bir piknik yaparız motivasyonu artırırız’ diye düşündük. Ama çalışan her gün kendisini değersiz hissediyorsa, yılda bir yapılan bu gibi etkinlikler olayı çözmeyecektir.

Çünkü, çalışan yöneticisiyle konuşamıyorsa, kurumun duvarına “açık iletişim” yazmak iletişim sorununu ortadan kaldırmayacaktır. Çalışan kariyerinde ilerleyemediğini düşünüyorsa, ona “Biz bir aileyiz.” demek gelişim ihtiyacını karşılamayacaktır.

Gallup verisindeki %8 bana bir başka şeyi daha düşündürdü. Çalışan bağlılığını yalnızca “çalışan ne istiyor?” sorusuyla konuşmamalıyız. Biraz da “Biz nasıl bir çalışma ortamı yaratıyoruz?” diye sormalıyız. Çünkü bağlılık tek taraflı bir şey değil. Mesela “çalışandan sadakat beklerken işveren de çalışana güveniyor mu?” ya da “Sorumluluk beklerken inisiyatif yetkisi veriyor mu ?”

Bunları konuşmadan “Çalışanlar artık eskisi gibi değil.” demek çok kolay.

Peki size bir soru, sizce “İnsanlar neden işe geliyor ama işine bağlanamıyor?”