Vietnam Savaşı, modern tarihin en uzun ve en maliyetli çatışmalarından biri olmuştu. Amerikan asker sayısının 500.000'in üzerine çıktığı Vietnam savaşında, resmi kayıtlara göre 58 bin ABD askeri hayatını kaybetmiş ve 300.000'den fazla asker yaralanmıştır.
Vietnam tarafındaki kayıplar ise çok daha ağır olmuştur. Yaklaşık bir milyon asker, sivillerle birlikte iki milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir.
***
Vietnam’ın resmî adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti’dir.
Güneydoğu Asya’nın doğu ucunda yer alan denize paralel bir ülkedir.
Yaklaşık 331.000 kilometrekarelik bir alanda 102 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık 16’ncı ülkesidir.
Uzun yıllar Çin hanedanlığının yönetiminde kalmıştır.
(1883-1945) yılları arasında ise Fransız Sömürgesidir.
Fransa Vietnam’ı, Laos’u ve Kamboçya'yı “Fransız Çinhindi” adı altında birleştirmiştir.
Fransa’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Vietnam, 2 Eylül 1945’te bağımsızlını kazanmıştır.
Ama soğuk savaş döneminde, 1954’te Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünmüştür.
Kuzey Vietnam’daki sosyalist rejimin Güneydoğu Asya'da yayılmasını önlemek amacıyla, Güney Vietnam’ı destekleyen Amerika Kuzey Vietnam’a savaş açmıştır.
İşte Vietnam Savaşı olarak bilinen savaş bu savaştır.
Bu savaş (1955-1975) tam 20 yıl sürmüştür. Ama Amerika amacına ulaşamamıştır. 1975’te çekilmiştir. Güney Vietnam yenilmiştir.
Ve de 2 Temmuz 1976’da Kuzey ve Güney Vietnam birleşmiş. “Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti” adını almıştır.
***
Vietnam Savaşı, Soğuk Savaş döneminin en önemli cephelerinden biri olmuştur.
İran üzerinden Ortadoğu’da yaşananlar ise benzer şekilde küresel güç dengelerini etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir.
Nitekim 35 gündür karşılıklı füze saldırıları ile devam eden savaş, bölgenin hızla genişleyebilecek bir çatışma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.
ABD; Venezuela’da uyguladığı stratejiyi İran’da da denemek istedi.
Ve de önce dini lider, ardından üst düzey yöneticiler ve komutanlar hedef alındı. Bu hamlelerle İran’ın teslim bayrağını çekeceği düşünüldü.
Yani ABD ve tetikçisi İsrail, İran devletinin tepe kadrosunun infazıyla, önderlerinin öldürülmesiyle İran yönetimini dağıtacağını hesaplamıştı. Göstericilerin sokaklara döküleceğini, ardından İran’ın teslim alınacağını sanmışlardı.
Ama evdeki hesap çarşıya uymamıştır. İran, kim öldürülürse öldürülsün birliğini koruduğu gibi, mücadele azmi daha da güçlenen bir görüntü vermiştir.
Çünkü İran sıradan bir ülke değildir…
Perslerden gelen 2500 yıllık bir imparatorluk geleneğine sahip bir geçmişi vardır. Dış baskılar onları zayıflatmaz, tam tersine içeride daha sert bir dayanışma yaratır. Böyle olunca da İran halkı, en zor zamanlarda bile devletiyle kenetlenebilmektedir.
Aynen Anadolu’nun işgaline karşı verilen Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi…
***
İran neredeyse 47 yıldır ABD emperyalizminin hedefinde olan bir ülkedir. Ve 47 yıldır ağır ambargolarla boğuşmaktadır.
Peki, neden İran?
Suudi Arabistan gibi, Bahreyn gibi, Ürdün gibi, Katar ve BAE gibi 57 Müslüman ülke olmasına karşın hedef tahtasında niçin İran vardır?
Çünkü İran, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve “Büyük İsrail” planının önündeki en büyük engeldir.
Bu nedenle bölgenin siyasi kimlikleri bilmeli ki, ABD kazanırsa Büyük İsrail ve BOP projeleri devam edecek, bölge ülkeleri etnik ve dini kimliklere dönüştürülecektir.
Ve de sadece askeri ve insani kayıplarla sınırlı değil; küresel enerji piyasalarını ve dolayısıyla dünya ekonomisini kökten sarsacak bir “ekonomik kıyamet” yaratılır olacaktır.
***
Evet, diyebiliriz ki bugün İran, Amerika için ikinci Vietnam olacak gibidir.
Ve de bilelim ki, dünyanın en haksız ve en kanlı savaşlarından olan Vietnam savaşı, nasıl ki ABD'de güçlü bir savaş karşıtı hareketin doğmasına neden olmuş ise, bugün de olacaktır.
Nitekim bunun işareti şimdiden görülür olmuştur.
Yani Kore Savaşı’nda amacına ulaşamayan, Vietnam Savaşı’nda amacına ulaşamayan, Afganistan Savaşı’nda amacına ulaşamayan Amerika için İran, yeni bir Vietnam olacak gibidir.
Nitekim İran’ın beklenmeyen direnci, ABD ve İsrail’in savaş planlarını ciddi şekilde sarsmıştır.
Evet, son olarak şunu da ifade etmeliyiz ki, İran dünyadaki değişime inat, teokratik bir sistem ile ayakta kalmaya çalışmaktadır. Ama değişmek, elbette çağın koşullarına uymak zorundadır. Onları bu değişime ikna edebilecek tek güç ise elbette İran halkı olacaktır.