Ülkemizde iktidar, kendisini eleştiren seslerden neden rahatsız oluyor? Gerçekten güçlü olduğu için mi, yoksa gerçeğin gücünden çekindiği için mi?

Halk TV’ye kayyum atanması, bu soruyu bir kez daha gündeme getirdi. Konu, sadece bir televizyon kanalının yönetimi değildir. Asıl konu, toplumun neyi duyacağına, neyi göreceğine ve hangi bilgiyle karar vereceğine kimin hükmedeceğidir.

Demokrasi, iktidarın istediğini söylemesinin ötesinde, istemediğini de duyabilmesidir. Eleştiri yoksa denetim, denetim yoksa hesap verebilirlik, hesap verebilirlik yoksa demokratik yönetim de giderek anlamını yitirir. Geriye seçimlerin biçimsel olarak sürdüğü, fakat seçmenin özgürce karar vermesini sağlayan zeminin aşındığı, göstermelik bir düzen kalır.

İktidar, sandıkta kazandığı yetkiyi halkın eleştiri ve denetim hakkını kısıtlamak için kullanabilir mi? Seçim kazanmak demokratik bir yetkidir, toplumu susturmak için verilmiş sınırsız bir ruhsat değildir. Devletin kurumları, hukukun güvenceleri ve kamusal olanaklar hiçbir iktidarın kişisel mülkü sayılamaz.

Üstelik baskının en tehlikeli yanı, yalnızca susturdukları değildir. Başkalarının da susturulma korkusuyla susmaya başlamasıdır. Bir gazetecinin yaşadığı baskı, başka gazetecilere yazacaklarını, bir kuruma yapılan müdahale, diğer kurumların kararlarını etkiler. Böylece baskı, hedef aldığı kişi ya da kurumla sınırlı kalmaz. Giderek toplumun tamamına yayılan bir korku iklimine dönüşür. Sansür, sadece yasaklarla değil, korkunun insanın içine yerleşmesiyle başlar.

Oysa gerçek, bir yayın kuruluşunun kapısına kilit vurmakla ortadan kalkmaz. Sadece ona ulaşmak zorlaşır. Sesleri kesmek, gerçeği değiştirmez. Sadece gerçeğin duyulmasını engeller. İktidarların en büyük yanılgısı, sessizliği haklılık, korkuyu rıza sanmalarıdır.

Ülkemizi eleştiriden arındırarak güçlendiremezsiniz. Hatalarını görme yeteneğini kaybettirirsiniz. Alkışın sürekli, itirazın tehlikeli olduğu yerde yönetenler bir süre sonra toplumun gerçek sesini duyamaz, sadece kendi yankılarını duyar. Bunun adına istikrar deniyorsa, sessizliğe dayanan bir düzen, gerçekten istikrar mıdır?

Zira konu bir kanalın susturulmasıyla sınırlı değildir. Konu, yurttaşın haber alma hakkından başlayıp düşünme, sorgulama ve iradesini özgürce ortaya koyma hakkından yoksun bırakılmasıdır.

İktidar, eleştiriyi susturarak kendisini koruduğunu sanabilir. Oysa demokrasiyi ayakta tutan sesleri susturdukça, kendi dayandığı zemini de çökertir.

Unutmayalım ki: Ülkemizde herkes aynı şeyi söylüyorsa, bunun adı düşünce birliği değil, korku birliğidir.