Farkında mısınız bilmiyorum, ABD-İsrail birlikteliğinin Müslüman Arap ülkelerini de yanlarına katarak yine Müslüman İran’a saldırmasının bizim açımızdan tek bir olumlu yanı oldu. Millet olarak gene mazlumun yanında olduk ve bugüne kadar İran’ı günahı kadar sevmeyenler bile İran’dan yana tavır aldı. Kısacası yıllardır ilk kez 86 milyon aynı görüşte birleştik. Hatta yukardakiler aksi görüşte olsalar ve harıl harıl bunun propagandasını yapsalar bile…

Buraya kadar her şey gayet iyi. Ama iş, boş lafı bırakıp da savunduğu şey için küçük de olsa bir fedakârlık yapmaya gelince birdenbire değişiveriyor. Bunun örneklerini de sanal alemde bol bol görüyoruz. Örneğin kola boykotu yapılması için yapılan çağrılardan birisinin altına çok sevgili vatandaşlarımızdan birisi aynen şunları yazmış: “Bu boykotu Ramazan’dan sonra başlatsak olmaz mı? Çünkü ben orucu açarken soğuk bir kola içmeden duramam.” Bir diğeri “İsrail’de ekmek parası peşinde çalışan işçilerimizi geri çağıralım da işçi bulamadıkları için fabrikaları kapansın.” diye yazmış; sanki dünyanın başka yerinden işçi getiremezmişler gibi. Bir diğeri de “Orduyu gönderelim, İsrail’i alıp gelsin.” demiş.

Tüm bunları okuyunca, Fransız Generali Napolyon’un Mısır seferinde yaşanmış bir olay aklıma geldi. İsterseniz anlatayım da benzerlikleri siz bulun:

Çok akıllı ve askeri bir deha olan Napolyon, Mısır seferinde çok ciddi bir direnişle karşılaşıyor. Direnişin başında da Muhammed Kerim isminde Mısırlı bir Müslüman var. Fransız ordusuna ağır kayıplar verdiriyor; canını feda edercesine vatanı ve milleti için fedakarlıklar yapıp hayatını ortaya koyuyor.

Ancak en sonunda Napolyon askerlerine esir düşüyor ve idam hükmü veriliyor. Napolyon onu huzuruna çağırıyor ve diyor ki; “Halkın kahramanı olan, halkı için bu kadar fedakârlık yapmış birisini öldürmek ve tarihe halkın kahramanını öldürmüş bir kişi olarak geçmek beni üzer. Bunu istemem. Fakat benim de ölen askerlerim var. Eğer, onların bedeli olarak bana on bin altın getirirsen senin canını bağışlamak istiyorum.”

Bunun üzerine Muhammet Kerim de diyor ki; “Mısırlı tüccarların bana değil on bin, yüz bin altın borcu var. O nedenle de ben bu on bin altını kısa zamanda toplayıp getiririm.” Napolyon da; “Tamam, ben sana güveniyor ve serbest bırakıyorum. Git, altınları toplayıp getir.” diyor.

Muhammet Kerim, Mısır’da çarşıya çıkıp kendisine borcu olan tüccarların yanına gidiyor ve durumunu anlatıyor. İlk başta onlar için kendisini feda edip canını ortaya koyduğu için halk kahramanı olarak onu tebrik edip kucaklayan insanlar, durumu öğrenince aniden tavır değiştiriyorlar. Onunla birlikte kendilerinin de bir bedel ödemeleri ve maddi olarak fedakârlık yapmaları gerektiğini duyunca hemen yan çiziyorlar. Sonuçta, uğruna canını feda ettiği bu insanlar ona tek bir kuruş bile vermiyor.

Muhammet Kerim, kalbi kırık, boynu bükük bir şekilde Napolyon’un yanına gelerek durumu anlatınca Napolyon diyor ki: “Aramızdaki anlaşmaya göre seni idam edeceğim ama bizimle savaştığın için değil, hayatını o korkak topluma feda ettiğin için. Onlar ki ticaretlerini ve ceplerindeki paralarını vatanlarının özgürlüğünden çok daha fazla önemsediler.”

Günümüzde basit bir kola boykotunu bile yapamayan bizlerin de o dönem Mısır tüccarlarından pek de farkımız yok.

Bilmem bana katılır mısınız?

DÜŞÜNEN SÖZLER:

· Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? NÂZIM HİKMET

· Çok fedakârlık yapana kıymet verilseydi; senelerce tarla süren öküze bıçak sürülmezdi. ANONİM

· Fedakârlık, karşılıklı olana denir; ama biri “feda” ederken, diğeri “kâr” ediyorsa, ona “ticaret” denir. LA EDRİ

· Ne kadar fedakâr olursanız olun, adı gün gelir, “yapmasaydın” olur. ANONİM

· İnsanlar için gözlerini feda etsen, “zaten kördü” derler. ANONİM