Ağabeyim Mehmet Gündoğar’ın aramızdan ayrılışının üzerinden bir yıl geçti. Onu, 19 Ağustos 2025 günü sonsuzluğa uğurladık.
Kimi insanlar ölünce yalnızca bir insan eksilmez yaşamdan; bir ses, bir bakış, bir bellek ve henüz tamamlanmamış bir kitap da susar.
1932 yılında Çorum'un Çıkrık köyünde dünyaya gelen Mehmet Gündoğar ağabeyim, Cumhuriyet'in aydınlanma ülküsünü yüreğinde taşıyan kuşağın seçkin temsilcilerindendi. 1951 yılında Samsun-Ladik Akpınar Köy Enstitüsü'nden mezun olduğunda, yalnızca bir diploma almamış; insanı bilgiyle, emekle ve sevgiyle yoğurma sorumluluğunu da ömür boyu omuzlamıştı. Çıkrık köyünün yetiştirdiği 33 Köy Enstitülü öğretmenden biri olarak, karabilisizliğin karanlığına karşı elinde hep bilginin ışığını taşımıştı.
Öğretmenliği bir meslek değil, bir yaşam biçimiydi. Yetiştirdiği öğrencilerde, yazdığı satırlarda ve dokunduğu yaşamlarda silinmeyen izler bıraktı. Kalemiyle düşündürdü, sözüyle yol gösterdi, duruşuyla örnek oldu. Onun için eğitim; insanı özgürleştiren, toplumu yücelten en büyük güçtü.
Bir yıl…
Takvimler için sıradan bir zaman dilimi. İnsan yüreği içinse ölçüsü olmayan, sınırları çizilemeyen bir özlem.
Ölümün ardından geçen zaman, insanı ister istemez geçmişe döndürüyor. Anıların kapısını aralıyor. Unuttuğunuzu sandığınız sesleri yeniden duyuyor, yüzleri yeniden görüyorsunuz. Hele sözle, şiirle, yazıyla uğraşan bir insanın ardından düşünüyorsanız, ölümün anlamı daha da başka bir durum alıyor. Çünkü geride yalnızca yaşanmış bir yaşam değil, yazılmış ve yazılmayı bekleyen bir yaşam da kalıyor.
Mehmet ağabeyim böyle bir insandı.
O, bir Köy Enstitülü öğretmendi.
Köy Enstitülerinin o kendine özgü aydınlanma ikliminden geçmiş; eline yalnızca tebeşir ve kitap değil, toprağa, emeğe, insana ve yaşama bakmasını sağlayan bir bilinç de verilmişti. Öğretmenliği onun için yalnızca bir meslek değildi. Bir yaşam anlayışıydı. İnsana dokunmanın, onu eğitmenin, düşünmeye ve üretmeye yöneltmenin bir yoluydu.
Ama onun dünyası yalnızca sınıfla, okul duvarlarıyla, ders kitaplarıyla sınırlı değildi.
Onun içinde bir şair vardı.
Güzel şiirler yazardı.
Şiir onun için gösterişli bir edebiyat uğraşı değil, hayatın içinden sızan bir ses gibiydi. İnsanları, doğayı, köyü, yoksulluğu, emeği, sevgiyi ve zamanın insan üzerinde bıraktığı izleri kendi duyarlığıyla yoğururdu.
Bir de öyküleri vardı.
Ve romanları…
Bundan yirmi beş-otuz yıl kadar önce, Çorum Haber gazetesinde kimi öyküleriyle birlikte beş romanı yayımlandı. O günlerin imkânları içinde, yazdıklarını okurla buluşturmanın sevincini yaşadı belki. Fakat ne yazık ki o romanların hiçbiri kitaplaşamadı.
İşte benim içimde, Mehmet ağabeyimin ölümünden sonra büyüyen asıl sızı biraz da buradan geliyor.
Çünkü onun yalnızca yaşamı yarım kalmadı; edebî mirasının da bir yanı yarım kaldı.
Gazete sayfalarında kalmış beş roman…
Dergi ve gazete sütunlarında dağılmış öyküler…
Bir ömrün içinden süzülüp gelmiş şiirler…
Ve bunların arkasında, bütün bunları yazan bir öğretmen, bir şair, bir romancı, bir insan…
Bir yazar için bundan daha hüzünlü ne olabilir?
Yazmak, insanın zamana karşı açtığı küçük bir savaştır.
İnsan yazarken, yaşadığı çağın içinden geleceğe bir iz bırakmak ister. Sözcükler aracılığıyla kendinden sonrakilere ulaşmaya çalışır. Bir roman yalnızca bir öykü değildir; onu yazan insanın dünyaya bakışıdır. Bir şiir yalnızca dizelerden oluşmaz; şairin yüreğinden kopup gelen bir zamandır.
Mehmet ağabeyimin yazdıkları da onun zamanının tanıklarıydı.
Köy Enstitülü bir öğretmenin gözleriyle bakıyordu yaşama.
O kuşaktan insanların dünyasında köy yalnızca bir mekân değildi. Köy, memleketin kendisiydi. Toprak, emek, alın teri, yoksulluk, umut, eğitim, aydınlanma ve insanın kendini var etme çabasıydı.
Bu yüzden onun yazdıklarının yalnızca edebî değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir belge değeri taşıdığına inanıyorum.
Bugün geriye dönüp baktığımda, ağabeyimin yazdıklarının kitaplaşamamış olması beni daha fazla düşündürüyor.
Çünkü edebiyat tarihinde yalnızca kitapları basılmış olanların değil, yazmış olduğu hâlde yapıtları kitaplaşma olanağı bulamamış insanların da bir yeri olmalı.
