Bir gün boyunca babaları konuştuk. Babaların fedakârlığını konuştuk. Babaların sevgisini konuştuk. Babaların emeklerini konuştuk.
Peki ya babalığın omuzladığı sorumluluğu ne kadar konuştuk?
Çünkü babalık yalnızca bir evlada isim vermek değildir. Ona hayat boyunca güven olmak, örnek olmak, kendi rahatından vazgeçip onun geleceğine omuz vermektir.
Bir babanın en büyük serveti bankadaki hesabı değil, evladının yüzündeki tebessümdür. Bir babanın en büyük mirası bıraktığı mal değil, bıraktığı ahlaktır.
Türk-İslam irfanı bize bunu öğretmiştir.
İbni Sina aklı emanet bilmiştir. Farabi fazileti devletin temeli saymıştır. Mevlâna insanın gönül yapmasını, gönül yıkmaktan üstün görmüştür. Nesimi hakikat uğruna bedel ödemiş ama hakikatten vazgeçmemiştir. Hz. Ömer ise bir mum ışığında asırlara sığmayacak bir adalet dersi bırakmıştır.
Çünkü bu medeniyette makam hiçbir zaman bir imtiyaz olarak görülmemiştir. Makam daima emanet olarak görülmüş, yetki daima sorumluluk olarak kabul edilmiştir.
Rivayet edilir ki Sultan II. Murad, genç Şehzade Mehmed'in attan düştüğünü öğrenince:
“Bir daha attan düşersen seni kendi ellerimle öldürürüm.”
der.
Bugünün insanına sert gelebilecek bu sözün arkasında öfke değil, sorumluluk vardır. Çünkü o baba evladına yalnızca ata binmeyi öğretmiyordu. Bir gün bir milleti taşıyacağını öğretiyordu.
Çünkü devlet geleneğimizde attan düşmek ayıp değildi.
Asıl ayıp;
adaletten düşmekti.
emanetten düşmekti.
milletin güveninden düşmekti.
Bugün ise neredeyse her şeyin bir günü var.
Anneler Günü...
Babalar Günü...
Dedeler Günü...
Torunlar Günü...
Mühendisler Günü...
Mimarlar Günü...
Mali Müşavirler Günü...
Eczacılar Günü...
Şoförler Günü...
Fırıncılar Günü...
Kasaplar Günü...
Sebzeciler Günü...
Keresteciler Günü...
Takvimlerde yer kalmadı neredeyse.
Ama insan yine de sormadan edemiyor:
Bu kadar çok günü kutlarken, bu kadar çok sorumluluğu da hatırlıyor muyuz?
Madem her mesleğin bir günü var, o gün topluma bir karşılık da verilmelidir.
Fırıncılar Günü'nde ekmek ucuzlamalıdır.
Kasaplar Günü'nde ihtiyaç sahiplerinin sofrasına et girmelidir.
Sebzeciler Günü'nde pazar fileleri dolmalıdır.
Eczacılar Günü'nde sağlık bilinci yayılmalıdır.
Mali Müşavirler Günü'nde bilgi paylaşılmalıdır.
Mühendisler Günü'nde gençlerin ufku açılmalıdır.
Çünkü özel günlerin değeri kutlanmalarında değil, topluma kattıkları faydadadır.
Bir fırıncı eksik gramajlı ekmek satarsa hesabını verir.
Bir kasap sattığı etten sorumludur.
Bir mühendis yaptığı hesaptan sorumludur.
Bir mali müşavir attığı imzadan sorumludur.
Bir baba evladından sorumludur.
Peki devlet adına yetki kullananlar neden hesap vermesin?
Osmanlı'nın büyük şeyhülislamı Ebussuud Efendi döneminde anlatılan bir hadise vardır. Eksik gramajlı ekmek üreten fırıncı cezalandırılır. Çünkü mesele birkaç gram eksik ekmek değildir.
Mesele kul hakkıdır.
Mesele adalettir.
Mesele güvendir.
İşte bu yüzden düşünüyorum:
Takvimlerde eksik olan bir gün vardır.
Bu bir temenni değildir.
Bu bir ihtiyaçtır.
Bu bir öneri değil;
güçlü devlet olmanın gereğidir.
Bu günün adı:
MİLLETE HESAP VERME GÜNÜ
olmalıdır.
Üstelik yalnızca sembolik değil;
RESMÎ BİR GÜN OLMALIDIR.
Ancak bu bir seçim günü olmamalıdır.
Çünkü seçim günü oy istenir.
Millete Hesap Verme Günü'nde ise hesap verilir.
Seçim günü siyasetçi konuşur.
Millet dinler.
Millete Hesap Verme Günü'nde ise millet konuşur.
Siyasetçi dinler.
Seçim günü vaat verilir.
Millete Hesap Verme Günü'nde ise verilen vaatlerin hesabı verilir.
O gün parti bayrakları değil;
devlet ciddiyeti konuşmalıdır.
Propaganda değil;
hakikat konuşmalıdır.
Her ilde salonlar dolmalıdır.
Gerekirse stadyumlar...
Kürsü milletin olmalıdır.
Mikrofon milletin...
Sorular milletin...
Cevaplar ise yetki kullananların...
Korkusuzca sorular sorulmalıdır.
Sorular önceden belirlenmemelidir.
Cevaplar yuvarlatılmamalıdır.
Verilen her cevap kayıt altına alınmalıdır.
Ve verilen her cevabın hesabı bir sonraki yıl yeniden sorulmalıdır.
Fırıncı ekmeğini topluma sunuyorsa, kasap etini sunuyorsa, sebzeci ürününü sunuyorsa, siyasetçi de millete doğruları sunmalıdır.
Siyasetçiler Günü varsa;
o gün siyasetçinin millete ikramı hesap vermek olmalıdır.
Çünkü millete verilebilecek en değerli şeylerden biri;
doğruluk,
şeffaflık
ve hesap verebilirliktir.
Çünkü hesap vermenin olmadığı yerde vaatler büyür.
Hesap vermenin olduğu yerde ise devlet büyür.
Belki de takvimlerde eksik olan gün;
yetki alanın hesap verdiği,
milletin korkmadan soru sorduğu,
cevap verenin verdiği cevaptan sorumlu tutulduğu,
adaletin makamdan üstün tutulduğu
MİLLETE HESAP VERME GÜNÜ'dür.
Çünkü güçlü devletlerin temeli yalnızca kanun değildir.
Güçlü devletlerin temeli;
emanettir.
adalettir.
vicdandır.
sorumluluktur.
ve millete hesap verebilme ahlakıdır.
Çünkü devleti büyüten seçimler değil;
seçimden sonra millete hesap verebilme ahlakıdır.
BABALAR!..
Babalar Günümüz kutlu olsun.
Rabbim sevdiklerimizin acısını bizlere yaşatmasın. Evlatlarımızı, torunlarımızı ve bütün sevdiklerimizi sağlıkla, huzurla ve hayırla muhafaza etsin.
Ömrümüz yettiğince onların mutluluğunu görelim.
Ve çocuklarımıza bırakacağımız en büyük mirasın;
mal değil,
makam değil,
ahlak,
adalet,
emanet
ve doğruluk olduğunu hiç unutmayalım