Bir ülkede hukukun gerçekliği, yazılı kurallardan çok, o kuralların nasıl uygulandığıyla anlaşılır. Eğer iddialar delillerin önüne geçiyor, şüphe suç gibi sunuluyorsa; orada hukuk değil, onun gölgesi vardır.

Bugün Tele 1’e yönelik süreç, tam da böyle bir gölgenin içinde ilerliyor.

Mesele yalnızca bir televizyon kanalı değildir. Asıl mesele, bağımsız bir sesin susturulmak istenmesidir. Çünkü iktidarlar, eleştiriyle baş edemediklerinde önce itibarsızlaştırır, yetmezse susturmaya yönelir. Kayyım atanması ve ardından yok pahasına satış kararı, bu yönüyle hukuki değil, siyasal bir tercihin sonucudur.

Daha da çarpıcı olan, sürecin dayandığı iddialardır. Somut delillerle desteklenmeyen, varsayımlara ve yorumlara yaslanan suçlamalar; hukukun en temel ilkesi olan “şüpheden sanık yararlanır” kuralını tersine çevirmektedir. Böyle bir durumda yargılama, gerçeği arama çabası olmaktan çıkar; sonucu baştan belirlenmiş bir sürece dönüşür.

Bu tablo yalnızca bir kurumu ilgilendirmez. Eğer bir ülkede mülkiyet hakkı, bir imzayla ortadan kaldırılabiliyorsa, hiçbir hak güvende değildir. Bugün bir medya kuruluşuna yönelen müdahale, yarın başka alanlara da uzanabilir. Hukukun güvencesi zedelendiğinde, toplumun tamamı risk altına girer.

Tele 1 bu nedenle bir yayın organından daha fazlasıdır. O, baskıya rağmen konuşmanın; susmama iradesinin simgesidir.

Bir kurumun gerçek değeri, yalnızca maddi karşılığıyla ölçülmez. Yarattığı güven, ulaştığı kitle ve temsil ettiği ilke, onun asıl değeridir. Buna rağmen, böylesi bir yapının yok pahasına satışa çıkarılması, ekonomik değil; açık bir tasfiye girişimidir.

Unutulmasın ki:
Düşünce, el konulabilir bir mülk değildir.

Bir ekran karartılabilir, bir tabela indirilebilir; fakat o ekranın taşıdığı fikir, başka zihinlerde yaşamaya devam eder. Zira düşünce, ne kayyımla yönetilir ne de ihaleyle devredilir.

Oysa her baskı kendi karşıtını da doğurur. Tarihin gösterdiği basit bir gerçek vardır:
Susturulmak istenen her ses, başka biçimlerde çoğalır.
Yasaklanan her söz, daha geniş bir yankı bulur.

Tele 1 meselesi, bir kanalın ötesindedir. Bu, hukukun gerçekten var olup olmadığını sorgulama meselesidir.

Her toplum, böyle anlarda bir tercih yapar:
Ya susarak kabullenir…
Ya da konuşarak varlığını korur.