Şampiyonluk mücadelesi veren Arca Çorum FK’nın Keçiörengücü karşısında aldığı 1-0’lık galibiyet, puan tablosu açısından son derece değerli. Üstelik bu galibiyet, maçın son dakikalarında kazanılan penaltıyla geldi. Tribünde, ekran başında ya da saha kenarında olan herkesin söylediği tek şey, “Çok zor bir maçtı” Evet, zordu. Ancak bu zorluk yalnızca rakibin direncinden değil, Çorum FK’nın oyunu üretme biçiminde yaşadığı tıkanıklıktan da kaynaklandı.

Keçiörengücü sahaya, merkezi kapatmayı önceleyen, geçiş anlarını sabırla kollayan ve özellikle sağ kanadı daha etkin kullanan 4-2-3-1 düzeniyle çıktı. Bloklar arasını kısa tutarak, Çorum FK’yı bilinçli biçimde kenarlara yönlendirdiler. Çorum FK ise 4-1-4-1’e yakın bir yerleşimle, merkezde Ahmet Ildız ile Pedrinho arasındaki bağlantı üzerinden oyunu taşımaya çalıştı. Oğuz ve Thiam’ın iç koridorlara yaklaşması ve merkezi zorlaması da bu planın doğal parçasıydı.

Sorun planın kendisi değil, sahadaki karşılığıydı. Topa daha fazla sahip olunan bölümler vardı. Rakip yarı sahaya yerleşilen uzun sekanslar da görüldü. Ancak ceza sahasına yaklaşıldığı anda oyun adeta durdu. Pas temposu düştü, yön değiştiren hücumlar neredeyse hiç çıkmadı. Derinlik koşuları gelmedi, üçüncü adam bağlantıları kurulamadı. Hücum hattındaki oyuncuların tamamı topu ayağına isteyen bir profile dönüştü.

Bu durum özellikle Yusuf Erdoğan ve Serdar Gürler üzerinden daha net hissedildi. İki oyuncu da üçüncü bölgede etkisiz kaldı. Bu tabloyu yalnızca bireysel formsuzlukla açıklamak gerçekçi olmaz. Asıl problem, hücum organizasyonlarının oyuncuları doğru zamanda ve doğru alanlarda topla buluşturacak şekilde kurgulanmamasıdır.

Bu nedenle artık şu soruyu sormaktan kaçamayız: Çorum FK neden penaltı olmadan, akan oyunda gol bulmakta bu kadar zorlanıyor?

Sahanın ağır olması, zeminin kayganlığı, havanın oyunu zorlaştırması elbette önemli etkenler. Ancak bu şartlar iki takım için de aynıydı. Skoru getiren penaltı, Çorum FK’yı yarışın içinde tuttu. Fakat oyunun kendisi, bir şampiyonluk adayından beklenen üretkenliği ortaya koymadı!

Maçın içindeki küçük ama çok kritik ayrıntılardan biri, haftalardır eleştirdiğimiz Ferhat’ın oyuna girmesinden sonra merkez dengesinin belirgin biçimde toparlanmasıydı. Bu detay, Çorum FK’nın merkezde ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha gösterdi. Aynı şekilde Fredy’nin yokluğunda pas yönünün, ritmin ve topun dolaşım hızının belirgin biçimde düşmesi, bu oyuncunun yalnızca teknik değil, oyun aklı bakımından da ne kadar kritik bir rol üstlendiğini net biçimde ortaya koydu.

Mame Thiam, Sinan ve Fredy ile birlikte devre arasının en değerli hamlelerinden biri. Çorum FK’nın hücum hattı kâğıt üzerinde fazlasıyla güçlü görünüyor. Buna rağmen sahada ortaya çıkan tablo, hâlâ bireysel çözümlerle ayakta kalan bir takım görüntüsünde. Rakibi sürekli baskı altında tutan, oyunu genişleten ve ceza sahasını sistematik biçimde zorlayan bir yapı henüz oluşturulamadı!

Pedrinho, adeta her boşluğu kapatmaya çalışan tek merkez oyuncusu gibi oynuyor. Kopan her bağlantıya yetişmeye, her zayıf noktayı onarmaya çalışıyor. Sinan da savunma merkezinde ne kadar önemli bir parça olduğunu bir kez daha gösterdi. Ancak bu tablo, oyuncuların fedakârlığından çok, takımın genel kurgusundaki yapısal bir soruna işaret ediyor aslında.

Yusuf Erdoğan ve Serdar Gürler’in hem fiziksel, hem de zihinsel olarak yorgun bir görüntü vermesi, rotasyon konusunu artık ciddi biçimde gündeme taşıyor. Bu noktada Burak Çoban için “şans verilmeli” demek yeterli değil. Artık Burak Çoban bu takımda formayı almalı.

Hüseyin Eroğlu’nun maç sonundaki “formasyon değişikliği” vurgusu ise sahaya davranış olarak yansımadığı sürece rakip açısından hiçbir anlam ifade etmez. Kâğıt üzerindeki dizilişler değişip saha içindeki alışkanlıklar aynı kaldığında, oyunun problemi çözülmüş olmuyor. Aynı pas yönleri, aynı çıkış kalıpları ve aynı hücum başlangıçları devam ediyorsa, bu değişim yalnızca teknik alanda kalır.

Burada asıl mesele çok net: Şampiyonluk tek planla gelmez!

Oyunun kilitlendiği anlarda Samudio ile çift santrfora dönülen, ceza sahası baskısının bilinçli biçimde artırıldığı, beklerin daha cesur kullanıldığı, orta sahadan sürpriz koşuların devreye girdiği ve duran topun gerçek bir silaha dönüştüğü alternatif senaryolar hazırlanmak zorunda.

Çorum FK açısından son derece hassas bir noktaya geliyoruz. Çorum FK bugün sahada bir mücadele kazanıyor olabilir. Ancak şampiyonluk, yalnızca maç kazanarak değil, doğru akılla, doğru planlamayla ve sürdürülebilir bir futbol mimarisiyle kazanılır.

Son haftalarda Çorum FK etrafında tartışılması gereken ana başlık hakem ya da zemin değil. Asıl mesele, kulübün futbol aklının nasıl çalıştığıdır. Altını özellikle çizmek gerekir: Avrupa’nın önde gelen başarılı futbol kulüpleri üst akıl konusuna ve futbol kültürlerinin devamlılığına hassasiyet gösterirler. Üst akıl; teknik direktörün üzerinde duran, kadroya karışan, oyuncu değiştiren bir yapı değildir. Sahaya hiç karışmaz. Ancak kulübün futbol yönünü, transfer politikasını, oyuncu profilini ve oyun anlayışını belirler. Sessizdir, fakat yön tayin eder.

Bugün Çorum FK için asıl soru şudur: Yapılan transferler gerçekten oyunun ihtiyaçlarından mı doğuyor, yoksa ortaya çıkan fırsatların değerlendirilmesiyle mi şekilleniyor? İyi oyuncu almak kolay. Doğru oyuna, doğru profili yerleştirmek ise gerçek futbol aklı ister.

Bu şehir artık yalnızca kazanılan maçlara değil, rakiplerin sahada çaresiz kaldığı oyunlara bakarak şampiyonluğa inanmak istiyor.