Donald Trump, 21 Ocak 2026’da Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, bir gazetecinin Suriye’deki Kürtlerin durumuyla ilgili sorusuna yanıt verdi. Gazeteci, Kürtlerin ABD’nin sadık ortakları olarak Suriye hükümeti unsurlarının saldırılarıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, Kürt haklarının korunması için ne yapılacağını sordu. Başkan Trump ise “Kürtleri sevdiğini” ifade etmekle birlikte, bu süreçte ABD tarafından çok büyük mali kaynaklar aktarıldığını ve petrol gibi stratejik imkânlar sağlandığını vurguladı. Trump, bu desteğin önemli bir bölümünün Kürt unsurların kendi çıkarları doğrultusunda kullanıldığını belirtti.

Trump, devam eden açıklamalarında Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’yı “çok çalışkan ve güçlü bir lider” olarak nitelendirdi. ABD’nin SDG ile yürüttüğü ortaklık döneminin sona erdiğini, bu güçlerin artık Suriye devlet yapısına entegre olması gerektiğini söyledi.

Bu açıklamalar, 18 Ocak tarihli SDG anlaşmasından kısa bir süre sonra yapılmıştı. Trump, SDG’nin ayrı bir askerî yapı olarak kalmasının sürdürülebilir olmadığını, yeni Suriye devletinin kurumları ve ordusu içinde yer almasının Kürtler açısından anayasal haklar ve kültürel güvenceler elde etmek için önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Peki, Suriye’de SDG nedir? PKK ile bağlantısı var mıdır? PKK’nın Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki yapılanmaları nasıl şekillenmiştir? Kurucusu Abdullah Öcalan kimdir? Trump’ın bu açıklamalarından Türkiye olarak ne anlamalıyız? Makarayı biraz geri saralım.

Kürdistan İşçi Partisi (PKK), 1978 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis Köyü’nde Abdullah Öcalan tarafından kurulmuştur. Öcalan, kendi beyanlarına göre 1949, resmî kayıtlara göre ise 1951 doğumludur.

1966–1969 yılları arasında Ankara’da Anadolu Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi’nde eğitim görmüş ve buradan mezun olmuştur. Lise yıllarında Maltepe Camii’ne gittiği, dönemin antikomünist faaliyetlerine katıldığı, Necip Fazıl Kısakürek’in konferanslarını ve Komünizmle Mücadele Derneği’nin etkinliklerini takip ettiği bilinmektedir.

Dikkat çekici bir tarihsel not olarak; 1960’lı yıllarda Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum Şubesi kurucuları arasında Fethullah Gülen de yer almıştır. Aynı dönemde antikomünist söylemin etkili olduğu yapılardan biri de Millî Türk Talebe Birliği’dir Bu birliğin de yine baş hatiplerinden biri Necip Fazıl Kısakürek’ti. (Bu ayrıntıyı not edip asıl konuya dönelim.)

Öcalan, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırmış, aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne yatay geçiş yapmıştır. 31 Mart 1972 tarihinde, Doğu Perinçek liderliğindeki Türkiye İhtilalci Komünist Partisi tarafından yayımlanan Şafak Bildirisi’ni SBF’de dağıttığı gerekçesiyle Nisan 1972’de gözaltına alınmış, yaklaşık yedi ay Mamak Askerî Cezaevi’nde tutuklu kalmıştır.

PKK, 22 kişiyle kurulan bir yapı olarak yola çıkmıştır. Zaman içinde örgüt içi tasfiyeler, infazlar ve ayrılıklar yaşanmış; kurucu kadronun büyük bir kısmı örgütten kopmuş veya hayatını kaybetmiştir. Bu süreç, sonucunda Apo kuruculardan 20’sini tasfiye etmiştir.

1979 yılında Öcalan, Suriye’nin etkisi altındaki Lübnan’a geçmiştir. Burada, Filistin Kurtuluş Örgütü, El-Fetih, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi gibi yapılarla temas kurmuş, PKK mensuplarının bu gruplardan askerî eğitim almasını sağlamıştır. Açık kaynaklar, bu dönemde PKK’nın bölgesel aktörler tarafından dolaylı veya doğrudan desteklendiğini ortaya koymaktadır.

15 Ağustos 1984’te PKK, Siirt’in Eruh ve Hakkâri’nin Şemdinli ilçelerinde eş zamanlı saldırılar düzenleyerek Türkiye’ye karşı silahlı terör sürecini başlatmıştır. Bu saldırılarda Jandarma Komando Er Süleyman Aydın ve Jandarma Astsubay Çavuş Memiş Arıbaş şehit olmuştur.

1980’ler – PKK’nın silahlı eylemlerinin bazıları…

-8 Kasım 1984 – Karageçit Köyü Katliamı

Olay: Köyde siviller hedef alındı

Ölü: 9 sivil (5 kadın, 4 çocuk)

-20 Haziran 1987 – Pınarcık Katliamı (Mardin/Ömerli)

Ölü: 32 (16 çocuk, 8 kadın, 8 korucu)

-9 Mayıs 1987 – Behmenin Katliamı

Ölü: 11 (8 çocuk, 2 kadın ve diğerleri)

-8 Temmuz 1987 – Haraberk Mezrası Katliamı

Ölü: yaklaşık 28 sivil (çok sayıda kadın ve çocuk)

-22 Temmuz 1991 – Midyat Saldırısı

Ölü: 19 sivil

1990’lar – Saldırıların yoğunlaşması…

-11 Haziran 1990 – Çevrimli Katliamı (Şırnak)

Ölü: 27 sivil

-24 Mayıs 1993 – Bingöl Saldırısı

Ölü: 33 Türk askeri ve 2–5 sivil

-25 Ekim 1993 – Yavi Katliamı (Erzurum)

Ölü: 38 sivil

-24 Kasım 1993 – Dersim Okul Katliamı

Ölü: 33 (asker, öğretmen ve siviller)

1996–2000’ler – Bombalı saldırılar şehir merkezlerinde…

-9 Temmuz 1998 – İstanbul Mısır Çarşısı Bombası

Ölü: 7 sivil

-22 Mayıs 2007 – Ankara Suikastı

Ölü: 9 sivil & güvenlik görevlisi

-27 Temmuz 2008 – İstanbul Güngören Bombası

Ölü: 18 sivil

2010’dan sonrası Silahlı ve El Yapımı Patlayıcı (EYP) saldırıları

-5 Ağustos 2012–İzmir Menemen Saldırısı

Ölü: 3 sivil

-7 Ağustos 2012 – Foca Saldırısı

Ölü: 2 asker

-31 Temmuz 2018 – Hakkari Saldırısı

Ölü: 11 aylık bebek ve annesi dahil 2 sivil

-15 Temmuz 2019 – Tunceli Saldırısı

Ölü: 2 çocuk

-8 Nisan 2020 – Diyarbakır Orman İşçilerine Saldırı

Ölü: 5 sivil

-2 Ekim 2021 – Bingöl Bombalı Saldırı

Ölü: 2 sivil

-13 Kasım 2022 – İstanbul İstiklal Caddesi Saldırısı

Ölü: 6 sivil …

Toplamda resmi ve yarı resmi kaynaklarda 50.000 (Elli bin!) civarında insanımızın öldürüldüğü geçiyor. Peki PKK tarafından kaçırılanlar, PKK tarafından terörist yapılmak için zorla alıkonan, kandırılanlar bu sayıda yok. Siz deyin 60, ben diyeyim 70 bin insanımız, geride gözü yaşlı 70.000 aile ne demek bir düşünün?

2005 yılında kurulan KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği), PKK’nın üst şemsiye yapılanmasıdır. Abdullah Öcalan, bu yapının ideolojik lideri olarak kabul edilmektedir.

Suriye’de: KCK’ya bağlı yapı SDG (Suriye Demokratik Güçleri), askerî kanadı ise YPG’dir.

İran’da: PJAK adıyla faaliyet gösteren silahlı yapı bulunmaktadır.

Irak’ta: Kandil merkezli yapılanmasına KCK olarak devam etmektedir.

Bu yapılar, farklı isimler altında faaliyet gösterseler de ideolojik ve örgütsel bağlarını sürdürmektedir.

Trump’ın “ABD–SDG ortaklığının sona erdiği” yönündeki açıklaması, Türkiye açısından dikkatle okunmalıdır. SDG’nin Suriye devletine entegre edilmesi söylemi, sahadaki aktörlerin yalnızca isim değiştirerek varlıklarını sürdürme ihtimalini ortadan kaldırmamaktadır.

Suriye’nin başındaki isim olan Ahmed el-Şara’nın geçmişi de bu bağlamda önemlidir. Açık kaynaklara göre El-Şara, daha önce El-Nusra Cephesi ve HTŞ liderliği yapmış, 2017 yılında ABD tarafından başına 10 milyon dolar ödül konulmuştur. Bu ödül, 20 Aralık 2024 civarında ABD tarafından karşılıklı anlaşılarak kaldırılmıştır.

İsrail ilerlemeye Suriye içine yerleşmeye devam ediyorken, ABD USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri, Ortadoğu’ya konuşlandırıldı. Bu gemilerin Basra Körfezi, Umman Denizi ve çevresinde operasyonel hale geldiği haberi açık kaynaklarda yer alıyor. ABD’nin bölgeye yoğun askerî sevkiyatı ve İran’da yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin güvenlik perspektifini daha dikkatli ve temkinli kurmasını zorunlu kılmaktadır.

Ülkemizdeki PKK ve IŞİD bağlantılı teröristleri düşündüğümde “Biz ABD olarak aramızdaki vatan hainlerini öldürürüz; diğer ülkelerdeki vatan hainlerini ise kahraman yapar ve önemli pozisyonlara getiririz.” lafı aklıma geliyor. Türkiye, ne kendisini olduğundan güçlü görerek bir rehavete kapılmalı, ne de riskleri küçümsemelidir. Üniter devlet yapısının korunması, sınır güvenliği, göç yönetimi ve iç güvenlik politikaları bu bağlamda hayati önem taşımaktadır.

Yakın coğrafyada yaşanabilecek yeni dalgalanmaların Türkiye’ye taşmama ihtimali sizce ne? Bizce, Devlet aklıyla, soğukkanlı ve hukuk zemininde yürütülecek bir güvenlik stratejisi her zamankinden daha fazla önem arz ederken, istihbarat güvenliğini unutmamakta fayda var gibi duruyor. Göz olanı, beyin olacağı görür. Tarihten aldığımız dersler ışığında, yarınlarımızı aydınlık kılabileceğimize inancım sonsuz. Ya sizin?