Bir ülke, bir günde karanlığa gömülmez.
Karanlık, adım adım gelir.
Önce başkasının kapısını çalar.

Kapı çalındığında içeriden ses gelmezse…
Sıra, mutlaka bir sonraki eve geçer.

Tarih bunun sayısız örneğini gördü.
İnsanlık, en büyük utançlarını çoğu zaman bağırarak değil, susarak büyüttü.
Oysa zulüm, sadece zalimin gücünden değil; tanık olanların sessizliğinden beslenir.

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyenler, o yılanın bir gün kendi eşiğine kıvrılacağını hiç hesaba katmadılar.

Faşizm dediğimiz şey tam da budur:
Bir anda herkesi ezmez. Sıraya dizer.

Önce en yalnız olanı alır.
Sonra en zayıfı.
Sonra sesi az çıkanları…
Her seferinde geride kalanlara bir gerekçe bırakır:

“Onlar farklıydı…”

Farklı olanlar bittikten sonra, fark kalmaz.
Geriye sadece korku kalır.

Bir dönem sokaklarda gençler vurulurken,
“Bizden değil” dendi.

Gazeteciler hücrelere atılırken,
“Abartıyorlar” denildi.

Akademisyenler kapı önüne konurken,
“Onlar da dikkat etseydi” diye geçiştirildi.

Çevreciler dağlarda can verirken,
“Üç beş ağaç için mi?” denildi.

Kadınlar meydanlarda direnince,
“Marjinal” yaftası yapıştırıldı.

Her defasında toplum, vicdanını küçük bir bahaneye sığdırdı.

Oysa gerçek şuydu: Sıra ilerliyordu.

Faşizm, yalnızca bir yönetim biçimi değildir.
O, bir akıl hastalığıdır.

Gerçeği eğip büken, hukuku araçsallaştıran,
insanı değersizleştiren bir düşüncenin adıdır.

Akıl yerine itaati koyar.
Sorgulama yerine korkuyu.
Adalet yerine sadakati.

Daha da tehlikelisi şudur:
Kendi yarattığı düzeni bile yutar.

Bugün alkışlayanları, yarın susturur.
Bugün yanında yürüyenleri, yarın hedefe koyar.

Zira faşizm için sadakat geçici, korku kalıcıdır.

Bir gün gelir…
Kürsülerde yüksek sesle konuşanlar,
o kürsülerden aşağı itiliverir.

Bir gün gelir…
“Bize bir şey olmaz” diyenler,
kapılarının çalındığı o ilk geceyle tanışır.

Ve işte o an…
En büyük gerçekle yüzleşilir.

Ses çıkaracak kimse kalmamıştır.

Bu nedenle konu, kimin haklı olduğu değildir. Konu, kimin sustuğudur.

Çünkü susmak, tarafsızlık değildir.
Susmak, sıranın sana gelmesini beklemektir.

Ülkede adalet, sadece kendin için istediğin an biter.
Özgürlük, yalnızca kendi mahallene yakıştırıldığında anlamını yitirir.

Bir toplum, başkasının acısına mesafe koyduğu an…
kendi sonunu yazmaya başlar.

Şunu unutmayalım ki: Faşizm, kapıyı çalmadan önce ayak seslerini duyurur.
O sesleri duymayanlar değil, duymamayı seçenler kaybeder.

Çünkü sıra…
Hiçbir zaman tesadüf değildir.

Geldiğinde de

Artık çok geçtir.