Biliyoruz ki dünya yeni bir ekonomik döngünün içinde.
Küresel kriz artık ani bir dalga değil, uzun süreli bir zemin haline geldi.
Finansmana erişim zorlukları, artan maliyetler ve daralan pazarlar iş dünyasını zorluyor.
Dünya belli dönemlerde hep ekonomik krizler gördü. Krizleri biliyoruz. Ancak bu dönemi önceki krizlerden ayıran çok temel bir fark var:
Artık sadece sermayesi güçlü olanlar değil, liderliği güçlü olanlar ayakta kalıyor.

Uzun yıllar iş dünyasında gücün kaynağı netti. Kimin karar verdiği, kimin sözünün geçtiği bellidir. Hiyerarşi net, roller keskindir. Ama belirsizliğin bu kadar arttığı bir dönemde bu yapı giderek zorlanıyor. Çünkü kriz dönemlerinde insanlar, yönetilmekten çok anlam, kontrolden çok güven arıyor. Bugün dünya ekonomisindeki en gerçek şey hiyararşi yerine etkinin daha büyük olduğu.

Yeni liderlik anlayışı tam da burada başlıyor. Artık liderlik, en çok konuşanın değil, en çok dinleyenin, en çok kontrol edenin değil alan açanın elinde. Bu dönüşüm, özellikle geleneksel yapılar için kolay değil. Çünkü yeni liderlik modeli, yöneticinin alışık olduğu konfor alanını zorluyor. Eskiden cevap vermek yeterliyken, Şimdi doğru soruları sormak gerekiyor.
Ve denetlemek makbulken, şimdi alan açmak gerekiyor.
Küresel kriz, bu dönüşümü hızlandırıyor.
Çünkü belirsizlik arttıkça, karar verme süreci kolektif akla dayanıyor.

Peki bu tablo yerelde, üretici ve sanayici için ne anlama geliyor?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor. Bugünün en büyük rekabet avantajı, makine parkurları, verimlilik ve kapasite değil. İnsanın potansiyeli ve bunu ortaya çıkartma becerisinde yatıyor.
Yerel işletmeler için birkaç kritik adım öne çıkıyor. Birincisi, karar süreçlerine çalışanları dahil etmek. Sahadaki bilgi, masadaki rapordan daha hızlıdır. İkincisi, hata kültürüne bakış açısını değiştirmek. Kriz döneminde hata cezalandırıldıkça, insanlar risk almaktan kaçınır. Oysa bugün ayakta kalan şirketler, kontrollü hatalardan öğrenebilenlerdir. Üçüncüsü, yöneticinin rolünü yeniden tanımlamak. Yönetici artık her şeyi bilen kişi değil, doğru ortamı kuran, ekibi yönlendiren, güveni inşa eden kişidir. Dördüncüsü, güven dilini günlük hayata taşımak. Buradaki güven büyük söylemlerde saklı olmamalı. Son derece basit, adil ücretle, net iletişimle, tutarlı kararlarla kurulur.

Yeni liderlik anlayışı iş dünyasını zorlayacak.
Çünkü bu anlayış, sadece sistemi değil, zihniyeti değiştirmeyi gerektiriyor.
Bunu kabul edenlerin dönüşümü kolaylaşacak ama kabul etmeyenler için kriz yıpratıcı olacak
Güç artık kartvizitte yazan unvanlarda değil. İnsanları peşinden sürükleyebilen, belirsizlikte bile güven duygusu yaratabilen liderlikte olacak.
İş dünyasının yeni rotası buraya doğru gidiyor. Bu rotaya uyum sağlayanlardan mı olacağız,
Yoksa eski haritalarla yol arayanlardan mı?