Darbe günlerinde gazetecilik” yapmak çok ama çok zordu…

Gerçi son 24 yıldır da zor.

O da ayrı bir konu..

Birincisi, askeri yönetimi eleştirmen yüzünden gazetenin kapatılma riski çok yüksek…

İkincisi, bu yönetimlerde, gazetedeki sorumlu kişilerin hapse atılması çok ama çok kolay…

Misal: 12 Eylül’den bir ay sonra ilaç fiyatlarının artmasını yazan Hürriyet’in sağlık muhabiri kadın arkadaşımız Süheyla Taşcıer ertesi gün gözaltına alınmıştı.

Tabii o günkü yayından sorumlu iki yazı işleri müdürü de hemen arkasından gözaltında…

Gerekçeye bile gerek yok…

Eğer “Komutan geçerken neden güldün” diye gözaltına alınmışsan…

Bil ki, neye güldüğün hiç önemli değil…

Aklına gelen bir fıkraya (!) gülmüş olsan bile sana gözaltı veya hapis yolu açılabilir.

Askeri hakim veya savcıyı ikna etmek, gerçek durumu anlatmak ise mümkün değil.

Gazetenin kapatılması ayrı bir sorun ve sorumluluk…

Gazetenin herhangi bir nedenle kapatılması, geçici bile olsa kapısına kilit vurulması demek, yayın organının geleceğini karartmak demek.

Hele hele yayın organının süresiz kapanması halinde ise çalışanların emeklerinin karşılığını alamamaları, işsiz kalmaları demektir ki, bu karara patronların göğüs germesi çok ama çok zordur.

Neticede küçük ve orta büyüklükteki gazetelerin işi çok zordur darbe günlerinde…

Hele Cumhuriyet Gazetesi…

Demokrasiye dönülmesini savunan muhalif çizgide yayın yapıyorsan eğer..

Cumhuriyet-Milliyet ve Hürriyet gazeteleri gibi…

Her gün askeri yönetimin merceği altındasındır.

Günlerden birinde rahmetli Mumcu, TBMM’nin havasını koklamak, meslektaşlarıyla buluşup konuşmak, ya da Danışma Meclisi toplantılarını izlemek için geldiği Mecliste, Hürriyet bürosunun önünden geçerken kapıdan bana takıldı:

-“Ohhh ohhh oh. Çala kalem her şeyi yazıyorsunuz. Askerler size dokunmuyor…Bizim ise…” deyince, baktım muzip muzip gülüyor…

Büroya girdi…

Çay ikramı teklifimi reddetti…

Teleks başında, haberden çok anonim köşe olan “Bir

Günün Hikayesi” köşesine notlar yazıyordum:

Hemen söze girdim:

-“Sen öyle san.. Ben bir değil, iki değil, üç defa düşünüyorum yazıya başlamadan önce. Sayfanın karikatüristi Nehar Tüblek bile askerlerle ilgili bazen karikatür çizmiyor. Aslında bazen çizemiyor demek daha doğru…”

Mumcu hemen yanıt verdi:

“ İyi de bizler neden sizler gibi rahat yazamıyoruz? Ben karar verdim, çok önemli olan ama yazamadığım konuları sana getireceğim. (!)“

Yine karşılıklı kahkahaları attık…

Başka yapacak şey yoktu gerçekten…

Askeri yönetimli dönemler çok ama çok düşündürücü günlerdi…

1960 İhtilali, 12 Mart 1971 Muhtırası…

Ve de 1980 Orgeneral Evren’li dönemler.

“Askeri Darbe” günlerinde, halkın yanı sıra, en çok da gazeteler-gazeteciler darbe alıyor” dense yeridir…

(Devam edecek)