Gazete köşelerinde bazen rakamlar konuşur, bazen siyaset… Bazen de bilerek unutturulmak istenen bir gerçeği yeniden anımsatmak gerekir. Bazen de insanlığın utanç bilançosunu anımsatmak gerekir. Çünkü hafıza tazelenmezse, aynı karanlık yöntemler kendini “yeni” diye sunmaya devam ediyor.
Şu yalın gerçeği açıkça not düşelim: Tarih boyunca hiçbir bilim insanı, bir teorisi yüzünden bir başkasını öldürmedi. Hiçbir filozof, düşüncesini kabul ettirmek için ne kılıç, ne de silah çekti. Hiçbir aydın, “ben haklıyım” diye insan yakmadı. Buna karşılık, din adına, kutsal adına, inanç adına sayısız insan öldürüldü. Üstelik çoğu, sadece düşündüğü ve sorguladığı için.
Bilim, ikna eder; dogma ise hükmeder. Bilim soru sorar; dogma ise soru soranı susturur. Arada yöntem ve vicdan farkı vardır.
Giordano Bruno, evrenin tek merkezli olmadığını söylediği için yakıldı. Bugün ise aynı düşünceler teleskoplarla doğrulanıyor. Bruno’nun hatası ve suçu neydi? Yanlış düşünmek değil; doğruyu yanlış zamanda söylemek. Kilise için sorun bilimsel iddia değildi; otoritenin sarsılmasıydı. O yüzden Bruno’ya fikirle değil, ateşle yanıt verdiler.
Sokrates’e bakalım. Ne tapınak yıktı, ne isyan çıkardı. Sadece sordu. “Erdem nedir?” dedi. “Bilgi nedir?” dedi. Atina’nın yöneticileri bu soruların tehlikesini sezdi. Çünkü sorgulayan insan, biat etmiyor. Sonuç ise: Baldıran zehri. Devlet eliyle işlenmiş bir düşünce cinayeti.
Bu coğrafya da masum değil. Turan Dursun, dini metinleri tarihsel ve eleştirel okumaya tabi tuttuğu için kurşunlandı. Bahriye Üçok, akılcı ilahiyat yaptığı için bombayla susturuldu. İkisi de kimseyi öldürmediği halde öldürüldüler. Zira dogma için en büyük tehdit, silah değil; bilgiydi.
Burada kritik bir ayrımın altını çizmek gerekiyor. Mesele din değildir. Mesele, dini dokunulmaz iktidar zırhına dönüştüren zihniyettir. İnancı tartışılmaz kıldığınız anda, insanı gözden çıkarırsınız. Tarih bunun kanıtlarıyla doludur.
Bilim yanılabilir. Ama yanıldığını kabul edecek ahlaka sahiptir. Dogma ise yanılmaz olduğunu iddia eder; bu yüzden yanlışı bile kutsallaştırır. İşte cinayet tam burada başlıyor.
Bugün hâlâ düşünceye düşmanlık sürüyorsa, bu çağdaşlık değil; ilkel bir refleksin güncellenmiş hâlidir. İnsanlık adına utanç verici olan da budur. Çünkü uygarlık, gökdelenle değil; düşünceye saygıyla ölçülür.
Tarih sonunda hep aynı kararı vermiştir: Yakanlar değil, yakılanlar anımsanır. Susturanlar değil, susturulanlar konuşulur olmuştur. Bilim susmaz. Dogma ise er ya da geç kendi karanlığında boğulmuştur.