Süleyman Demirel’e sormuşlardı: “Ülkenin hâlini nasıl görüyorsunuz?”

Demirel cevap vermedi. Anlattı.

Zira bu ülkede bazı gerçekler açıklamayla değil, hikâyeyle anlatılır. Doğrudan söylersen “niyet okudun” derler; dolaylı söylersen “manidar” bulurlar; susarsan “neden sustun” diye sorgularlar. O nedenle Demirel, rapor sunmadı. Analiz yapmadı. Bir fıkra anlattı. Zira bazen fıkra, devlet raporundan daha açıklayıcıdır.

Karakuşi Kadı fıkrasını…

Hikâyenin merkezinde bir ördek vardır. Ama konu ördek değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. O ördek, adaletin kızarmış hâlidir; vitrinde durur, kokusu gelir ama sahibi nadiren yer.

Fırıncı sistemin küçük ama vazgeçilmez çarkıdır. Döner, ezilir, suçlanır ama asla düzeni bozmaz. Kadı ise hikâyenin kahramanı değildir; hikâyenin kendisidir. Çünkü bu ülkede sorun kişiler değil, mekanizmadır.

Karakuşi Kadı adaleti kara kaplı defterden okur. Defter kalındır, adalet ince. Defter ağırdır, vicdan hafif. Defter ne diyorsa, hak odur. Mantık, ahlak, kamu yararı… Bunlar gerekçeye bile yazılmaz; dipnotta dahi yer almaz.

Ördek “uçmuştur.” Uçan şeyden suç olur mu? Olmaz.

Gözü çıkanın iki gözü de çıksın ki denge sağlansın. Çünkü bu adalet anlayışında eşitlik, herkesin aynı ölçüde zarar görmesidir.

Çocuğunu düşürenin karısı verilsin ki yerine yenisi konulsun. İnsan hayatı, eksilen bir kalem gibi muhasebeleştirilir.

Sıra en öğretici sahneye gelir: Şikâyetçi olan Yahudi’ye…

Adam bakar. Ölçer. Tartar. Sonra şunu söyler: “Ne diyeyim kadı efendi… Adaletinle bin yaşa.”

Bu tümce övgü değildir. Bu tümce korkudur. Bu tümce, “Bu düzende hakkımı ararsam daha beter olurum” demenin en kibar hâlidir.

Demirel fıkrayı burada bitirmez. Asıl cümleyi sona saklar. Çünkü bu ülkede esas gerçekler her zaman en sonda söylenir:

“Ananı öpen kadıysa, kimi kime şikâyet edeceksin?”

Bu bir fıkra değildir. Bu bir tespittir. Bu, hukuk sosyolojisinin tek tümcelik özetidir.

Bugün ülkenin hâli tam olarak budur.

Şikâyet mercileri vardır ama şikâyet edilecek olanlar, şikâyet edilemeyenlerdir.
Mahkemeler vardır ama adalet çoğu zaman adliye binasının kapısından içeri giremez.
Hukuk vardır ama kimin için geçerli olduğu, dosyaya göre değişir.

Birileri için ördek uçar. Birileri için göz çıkar. Birileri için çocuk “yerine konur.”
Birileri için ise en makul, en güvenli, en akıllıca karar şudur: Sus.

Bugün bu ülkede en hızlı yayılan şey korkudur. En bulaşıcı hastalık itiraz etmektir.
En pahalı meta adalettir; çünkü arzı sınırlıdır, talebi ise fazladır.

En trajikomik olanı ise şudur: Bütün bu tabloya bakıp hâlâ “hukuk devleti” dediğimizde, Karakuşi Kadı’nın kara kaplı defteri hafifçe aralanır ve içinden yeni bir madde düşer:

-“Gerçekleri söylersen, düzen bozulur.”

Demirel bu yüzden fıkra anlatmıştır. Çünkü bu ülkede gerçeği gülerek anlatmak, ağlayarak anlatmaktan daha az tehlikelidir.

Oysa artık gülmek de zor.

Çünkü fıkra bitmiştir. Karakuşi Kadı görev başındadır. Ördekler uçmaktadır.

Biz hâlâ kime, neyi, nasıl şikâyet edeceğimizi düşünmekteyiz.

İşte ülkenin hâli pür melali bundan ibaret.