Didim/Akbük tarafları ilkbaharda da güzeldir.

Ayaklarımızın altına halı olup seriliyor papatyalar. Üzerlerine basacağız diye ödümüz kopuyor.

Meyve ağaçları sözleşmiş gibi sırasını bekliyor. Yenidünya bitmeden dut başlıyor. Bizim bahçedeki limon ağacı her mevsim limon sunuyor yanından geçenlere. Biz oradaysak bize, biz yoksak olanlara. Asmalarda önce yaprak, sonra üzüm. Yaz sıcağının gözdesi incir. Zeytin sona kalıyor. Yıl boyunca yerinde kalan yeşil yapraklar arasında yeşil yeşil demlenirken, kış aylarında don değiştiriyor, siyahlaşıyor, sofralara hazırlanıyor.

O kadar çok dost, tanıdık var ki oralarda. İnsanları geçiniz; kediler sizi tanıyor, köpekler sizi tanıyor. Karşı komşunun çatısındaki su deposuna her gün gelip konan kumru da yıllardır dem çeken kumru belki de.

Korku ile karışık anları paylaştığımız dostlarımız da var, domuzlar! Son on, on beş yıldır semt pazarlarına gitmek için alacakaranlığı beklediğimiz gibi, onlar da gece yarısı yalnızlığını bekliyorlar. Öyle kümese yaklaşan tilki gibi de değil gelişleri. Cümbür cemaat!

Ana, baba, çoluk çocuk...

Buralar onların da yurdu. Dağdan gelip bağdakileri kovmuşuz. Bu dağın taşın, ormanın bir parçası da onlar.

Bilisizlik (cehalet) yanan ormanı ağaç sanıyor.

"Yerlerine ağaç dikeceğiz." diyenleri çok gördük. Bunlar tilkiyi, kurdu, kirpiyi; kurt inini, tilki deliğini, kuş yuvasını, tırtıl kozasını bilmezler.

Akbük'te güzellikler içinde kaybolurken, aklım "ekolojik köprü"ye kayıyor.

Denizli-Aydın otoyolunda "ekolojik köprü"nün altından geçerken gülmekten kendimi alamamıştım.

Nasıl gülmeyeyim?

Bu tarafta susayan dağ keçisi diğer taraftaki dereden su içecek. Köprü başında kurtla dağ keçisi karşılaştığında muhabbet başlayacak:

"İyi günler kurt hazretleri."

"İyi günler sayın dağ keçisi!"

"Su içecektim de."

"Elbette, su içene yılan bile dokunmaz, buyrun, geçin! "

"Teşekkür ederim."

Bizler, ekolojik köprünün altından geçtiğimiz gibi dağ keçisi de üstünden geçecek.

Sitemizin hemen önündeki Saplıada, baharla birlikte sanki bir papatya tarlası. Papatyalara basmamak için daha dikkatli yürüyorum. Bu arada "Kolum Kanadım Pür Çiçek" şiir kitabımda yer alan "Papatya Falı" şiirimi mırıldanıyorum.

"Didim'de, Akbük'te

Papatyalar açtığında

Fal mevsimidir

Depreşir

Eskimeyen delikanlı duygularım

Her bir papatya

Umut satıcısı falcı çingene

Kalbimizin bam teline dokunur

"Seviyor

Sevmiyor..."

Durur zaman

Bir çiçeğin insafına sığınırız

Topu topu bir sıcak söz

Kulak kesilir

Yusufçuk kuşları

Cırcır böcekleri...

Dili çözülür çingenenin

"Seviyor,

Sevmiyor

Seviyor

Sevmiyor

Seviyor

Sevmiyor

(...)

Seviyor

Mis gibi kokar

Okaliptus ağaçları"

Eğilip bir papatya koparıyorum. Papatya falına bakıyorum dağ keçisinin.

"Geçiyor,

Geçmiyor,

Geçiyor,

Geçmiyor,

Geçiyor,

Geçmi... "

Falı yarıda bırakıyorum.

İnsanları aptal yerine koydukları yetmezmiş gibi hayvanları da aptal yerine koymalarına dayanamıyorum.

Zeynal Gül 1-2