Ve de:
Eriyen ya da eritilen kurucu değerleri, “Tam bağımsızlık” vurgusuyla ayağa kaldırmak isteyen…
Yazdıklarıyla köşesine sığmayan, tehditlere karşı geri adım atmayan, kalemini asla satmayan…
Ve 33 yıl önce bir Pazar günü, evinin önünde arabasına konulan bombayla susturulan…
Ve de evine kadar gelinip, “cinayeti çözmemiz, devletin namus borcudur” denilip, namus borcu ödenmeyen...
Yani verdiği kavganın bedelini, hayatıyla ödeyen kalpaksız bir Kuvayı Milliyeci idi.
Ve o, “Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak, ey halkım, unutma bizi” demişti.
Ve de o, “Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi” demişti.
***
Galiba onu 33 yıl sonra, 33 yıl önce söyledikleriyle hatırlamak daha doğru olsa gerek. Çünkü o:
Yanar-döner kimlikler için, “Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe döner, fırıldak olurlar” demişti.
Kişiliksiz kimlikler için, “Sürekli güçlünün yanında yer almak adamı yalaka ve dalkavuk yapar. Çünkü güç dengeleri sürekli değişir” demişti.
“Baskıya boyun eğmeyen, yönetimlere maşalık etmeyen, içinde insanlık onurunu bir hazine gibi saklayandır, çağlarına ve toplumlarına yakışan” demişti.
“Unutmayalım ki cesur bir kez, korkak bin kez ölür. Önemli olan, insanın böyle bir toplumda ‘mezar taşı’ gibi susmamasıdır” demişti.
***
Ve de o:
“Türk'ü Kürt'e, Kürt'ü Türk'e; Alevi'yi Sünni'ye, Sünni'yi Alevi'ye düşman eden bir siyaset izleniyor. Günümüzün uğursuz siyaseti ve kanlı stratejisi budur” sözleriyle, yıllar önce Türkiye'nin siyasal panoramasını çizmişti.
İşte bu panorama için, “Gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşünen politikacılarımız bu tablonun ressamlarıdır” demişti.
Ve “Ne zaman uygar olacağız bilir misiniz? Bir katil ya da kaçakçı ile bir aydın arasındaki farkı anladığımız gün!” demişti.
Kendini aydın sanan aydınımsılara, siyasetçi sanan siyasetsizlere ise “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanlar” demişti.
***
Hukukta alınan yolu, “Türk vatandaşı; İsviçre hukukuna göre evlenen, Alman hukukuna göre yargılanan, İtalyan hukukuna göre cezalandırılan ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir” sözleriyle, arabesk bir hukuk olarak ifade etmişti.
Darbelerle, muhtıralarla sık sık kesintiye uğrayan demokrasiyi, “Kusura bakılmasın, bizim demokrasimiz biraz pille çalışan radyolara benziyor” sözleriyle tanımlamıştı.
“Biz unutkan bir ulusuz. Unutuyoruz olup bitenleri. Unutuyoruz oğulları-kızları ölen ana babaları, kanlı gözyaşlarıyla baş başa bırakıp gidiyoruz” demişti.
Ardından da “İnsanlara can güvenliği sağlayamamış bir düzene hukuk devleti denilemez” demişti.
Ve de “Susanlar da bu insanlık suçlarına katılmış olur. Bu masum insanlar, Yahudi de olur, Arap da, Hıristiyan da… Ölenlerde ırk ve din ayırımı yapılmaz. Ölen insandır” sözleriyle hümanist bir çağrı yapmıştı.
***
Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bomba ile yaşamını yitirdi.
Cenaze törenine, “Mollalar İran'a” sloganı damga vurmuş, İslami bir operasyon olduğu vurgulanmış, Türkiye siyaseti buna inandırılmış, fatura Amerika’nın baş düşmanı İran’a kesilmişti.
Zaten Uğur Mumcu yıllar önce, “Bu ülkenin hiçbir zaman ‘C’ planı olmadı. Bu ülkede daima A.B.D planları devreye sokuldu” diyerek Amerika’ya teslimiyetçiliği anlatmıştı.
Oysaki Mumcu'nu oğlu ve de Birgün, Radikal, Cumhuriyet gazetelerinde köşe yazarlığı yapmış olan Özgür Mumcu, T24 internet haber kanalındaki bir söyleşide:
“Ben bu cinayetin bir İslamcı operasyonu olduğuna inanmıyorum. İslamcıların bunu yapması için bir sebep olduğuna inanmıyorum” demişti.
Ve de bu sözlerle, Mumcu'nun yazılarında özellikle işlenen CİA-MOSSAD-Barzani işbirliği ile bölgemizdeki Amerikan projelerinin, devlet içindeki derin yapılanmaların, karanlık ilişkilerin, uyuşturucu çetelerinin gözden kaçırılmasına işaret etmişti.
***
Evet, Uğur Mumcu bu ülkede bu halkın vicdanı olmuş, verdiği bu kavganın bedelini hayatıyla ödemişti.
İşte bu “Kalpaksız Kuvvayı Milliyeci” asla unutulmadı ve de unutulmayacak…
Ve de şiirlerinde, müziğinde, filmlerinde insan haklarını, demokrasiyi, bağımsızlığı ilmik ilmik ören Nazım, Sabahattin Ali, Ahmet Arif, Yılmaz Güney ve Ruhi Su gibiler için, “Kimi ölüler bize ne kadar yakın, ama yaşayanların birçoğu ne kadar da ölü!” diyen Mumcu unutulmadı ve de unutulmayacak.