9 Mart 2026 günlü “İran başlıklı yazımın sonunu, “Aslında İran üzerinden tüm bölgenin teslim alınmak istendiği bir görüntü oluşmuştur. Ve de ne yazık ki, nerede duracağı belli olmayan bu savaş, tüm dünya tarafından film seyreder gibi seyredilmektedirdiye bağlamıştım.

***

Evet İran, bütün dış baskılara ve iç sorunlarına karşın, hem siyasi hem de stratejik olarak Siyonist İsrail’e karşı konumlanmış tek devlet görünümündedir.

Trump’ın derdinin de İran halkının taleplerinin karşılanması olmadığı herkesçe bilinmektedir. Onun asıl derdi, şimdiye kadar Amerikan emperyalizmine itiraz eden ve de Siyonist İsrail için hayati bir tehdit oluşturan İran’ı hizaya getirmektir.

Çünkü İran düşerse, tüm bölge etkilenecek ve emperyalist güçlerin at koşturacağı alan daha da genişleyecektir.

İşte bu nedenle bugün bu tehlike yalnız İran için değil, tüm bölge ülkeleri için ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır. Ve de İran’ın toprak bütünlüğü ve iç huzuru yalnızca İran için değil, tüm bölgenin geleceği açısından da hayati bir önem taşımaktadır.

Yani İran düşer ya da parçalanırsa, haritalar yalnızca İran’da değişmeyecektir.

Çünkü oluşacak dalga Türkiye’yi de etkileyecek, süreç içinde tüm bölge ülkelerini de etkileyecek güçte olacaktır.

***

Zaten Türkiye, yıllardır Suriye ve Irak’taki tüm karışıklıkların ve oluşumların yükünü taşımaktadır. Ve yine başta Türkiye olmak üzere, parçalanmış, etnik ve mezhepsel kamplara bölünmüş bir coğrafya, hiçbir bölge ülkesinin yararına olmayacaktır. Bu nedenle İran’ın düşmesi sorunu yalnızca bir iç sorun değil, bölgesel ölçekte bir anahtar sorundur.

İşte tüm bu nedenlerle bugün özellikle tartışılması gereken, siyonist-emperyalist cephenin saldırılarının durdurulmasının gerekliliğidir.

Zaten uzun süredir İran’ın ekonomik olarak boğulması için ağır yaptırımlar devredeydi. Enerji, finans ve ulaştırma sektörlerinde İran, neredeyse tamamen küresel sistemden dışlanmış durumdaydı.

Yetinilmedi

ABD ve İsrail’in aylar süren askerî yığınak ve diplomatik kuşatma sürecinin ardından İran toprakları hedef alındı.

Ve 28 Şubat sabahı, ABD ve İsrail’in denizden ve havadan başlattığı geniş çaplı bombardıman bugün 24 gündür devam etmekte. Dün Irak’ta “kitle imha silahları” yalanıyla işgal meşrulaştırılmış, milyonlarca insan yerinden edilmiş, yüz binlerce insan hayatını kaybetmişti. Bugün ise “nükleer program” iddiasıyla İran savaşı meşrulaştırılmak istenmekte.

***

Peki, amaç yalnızca iddia edilen nükleer programı durdurmak mıdır? Hayır.

Çünkü amaç, bölgesel güç dengelerini yeniden kurmak, enerji yollarını ve ticaret hatlarını denetim altına almak, “itaat etmeyen her ülkeye İran üzerinden gözdağı vermektir.

İşte bu nedenle İran halkı, yalnızca kendi topraklarını değil, aynı zamanda tüm dünya halklarının onurunu savunur bir konumda olmaktadır.

Ve bu nedenlerle İran halkıyla dayanışma, bugün insani bir duruş olmaktadır.

Zaten ABD’nin İran savaşı için gerekçesi de gerçekçi değildir. Nitekim 17 Mart 2017 tarihinde istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Direktörü Joe Kent, istifa mektubunda savaşın ulusal çıkarlar dışında geliştiğini belirterek, İran, ulusumuza yönelik yakın bir tehdit oluşturmuyordu demiştir.

Ve de devamla Vicdanım rahat olmadığı sürece devam eden İran savaşını destekleyemem. Bu savaşı, İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıkça ortada demiştir.

***

Elbette bu savaşın, sonuçta çok önemli küresel ve bölgesel etkileri olacaktır. Çünkü ABD Başkanı Trump, savaşın gerekçeleri konusunda ne kendi halkını ne de uluslararası kamuoyunu ikna edebilmiş değildir.

Ve de bu savaşta Atlantik İttifakı büyük yara almış, adeta ABD yalnızlaşmıştır.

Yani İran savaşı, emperyalist cephe içinde derin bir yarık oluşturur olmuştur.

Nitekim Trump, başta NATO üyeleri olmak üzere dünya üzerindeki tüm müttefiklerinden destek istemiş ama beklediği yanıtı alamamıştır.

Daha da ötesi, Trump yönetiminin önce Grönland, sonra Venezuela, son olarak da İran’da sergilediği kural ve yasa tanımaz tavırlar nedeniyle de ABD’yle açık bir ayrışmanın içine girilmiştir.

Oysaki Trump, ABD’yi savaşlardan uzak tutacağı, hatta dünyadaki savaşları bitireceği sözü ile seçmenden oy istemişti.

***

Peki, bu konuda Birleşmiş Milletler’in (BM) konumu nedir?

Ortadoğu’yu ve genelde dünyayı daha tehlikeli duruma sürükleyen, nerede duracağı belli olmayan bu savaş için ne düşünüyor, ne yapıyor? (Bir diğer yazımın konusu)