“Terörsüz Türkiye” süreci, TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak 5 Ağustos 2025’ten beri çalışıyordu. Yapılan açıklamaya göre bu sürede 21 toplantı yaptı. 137 kurum ve uzman dinlendi. 4 bin 199 sayfalık bir arşiv oluşturuldu. Bundan faydalanılarak yazılan rapor, 18 Şubat 2026 Çarşamba günü açıklandı.
Ve de komisyonda okunarak oylanan ve 47 evet, 2 hayır ve 1 çekimser oyla kabul edilen “ortak rapor” TBMM’nin internet sitesinde yayımlandı.
Genelde tüm partilerin katıldığı böylesi bir çalışmanın yapılması, eksik ve çelişkili de olsa bir rapora ulaşılması süreç açısından önemli olmuştur.
Özellikle raporun başlangıç bölümünde, “Türkiye’nin üniter yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçenin resmi dil statüsü ve laik Cumhuriyet ilkesi temel değerlerdir” vurgusu daha da önemli olmuştur.
Evet, meclis “Terörsüz Türkiye” adı verilen süreci komisyona havale etmişti, bu raporla da komisyon topu yeniden Meclis’e iade etmiş oldu.
***
Yani çözümün adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
Ve de bundan sonraki süreçte önemli olan, yasal ve hukuksal adımların cesaretle atılmasıdır.
Nitekim raporda:
“Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli” denilmiştir.
“AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının önemi” vurgulanmıştır.
“Tutuksuz yargılamanın esas alınması” tavsiye edilmiştir.
“Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu sayılmamalı” denilmiştir.
“Kayyım atamalarından vazgeçilmesi, bunun yerine belediye meclislerinde yapılacak seçimde belirlenecek kişinin belediye başkanlığını üstlenmesi” istenmiştir.
“Basın ve yayınla ilgili kanunlar gözden geçirilmeli” denilmiştir.
“İfade özgürlüğü alanı güçlendirilmeli” denilmiştir.
“Düşünce açıklamaları suç oluşturmamalı” denilmiştir.
Ki, bunlar zaten demokratik bir devletin olmazsa olmazıdır.
***
Aslında tünelin ucu görülmüştür de diyebiliriz.
Çünkü komisyonun 18 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirdiği son 21’inci toplantısı için:
Türkiye siyasal hayatında önemli bir dönüm noktası olacaktır diyebiliriz.
Ve de bu toplantının önemi için, farklı ideolojik blokların ilk kez ortak bir metin üzerinde, belirli çekincelerle de olsa müzakere yürütmüş olmalarıdır diyebiliriz.
Nitekim farklı ideolojik grupların ortak bir metin üzerindeki bu çalışması, demokratik oluşum sürecinde “çatışmacı” bir anlayıştan “müzakereci” bir anlayışa geçişin işareti de olmuştur.
Ayrıca TBMM’nin yalnızca yasa yapıcı değil aynı zamanda toplumsal barışın inşasında, arabulucu bir rol üstlenebileceğini ve üstlenmesi gerektiğini de ortaya koymuştur.
***
Ama bilmeliyiz ki bu sorun, Osmanlının dağılmasından kalan bir mirastır.
Belirleyici olan ise o dönemde, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak tanımlanan İngiliz emperyalizminin bölgeyi hastalıklı olarak bırakmasıdır.
Bu nedenle, bu konuyla ilgili yazdığım yazılarda özellikle belirttiğim bir durumu bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla Kürt nüfusun yaşadığı bölge, 4 parçaya ayrılmış, 4 ülkeye paylaştırılmış ve de Lozan’da imzalanmıştır.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye…
Ve o günden bugüne sorun giderek büyümüştür. Ama toplumsal bir barışın adımları atılmamıştır. Ve de soruna, sorun yok gibi bakılmıştır.
Özellikle bu konuda bir örnek olarak, Kemal Sunal ile Metin Akpınar’ın oynadığı “Propaganda” filminin izlenmesini öneririm.
***
Ve yine bilmeliyiz ki:
Barış sadece silahların susması değildir. Aynı zamanda çatışmaya yol açan nedenlerin de ortadan kaldırılmasıdır.
Türkiye’de barışın sağlanması ise sorununun demokratik bir çerçevede çözümüne bağlıdır.
İşte bugün bütün eksikliklerine karşın bir barış süreci başlamıştır. Silahlar bırakılmış, silahlar susmuştur.
Ve de rapora göre, silah bırakılması tamamlandıktan sonra yeni durumun gerektirdiği yasal düzenlemeler yaşama geçirilecektir.
Ve yine raporda, “terör meselesinin kalıcı biçimde çözülmesi, sadece güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan çok boyutlu politikaları zorunlu kılmakta, toplumsal kabul ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir” denilmektedir.
***
Son olarak diyebiliriz ki:
Elbette bu rapor, tüm beklentilere cevap verememiş olabilir.
Elbette siyasi yelpaze, yeterli ölçüde tatmin olamamış olabilir.
Ve de elbette cevabı bulunamayan beklentilerin, meclis görüşmelerinde çözülebilme olanağı da vardır.
Ama bu konu, asla iç siyasete alet edilecek bir konu değildir.
Özellikle de bölgemiz alt-üst edilmeye çalışılırken…
Ve de okyanus ötesinden gelinip bölgemizde savaş davulları çalınırken…