Ülkemizde bir kadın cinayeti, bir bebek ölümü, hayvanlara yönelik eziyet, bir şehit haberi ya da toplu bir katliama benzer bir olayla sarsılmadığımız gün var mı?

Bu olaylar yalnızca birer istatistikten ibaret kalıyorsa, ortada gerçekten bir devlet otoritesinden ya da işleyen bir adalet sisteminden söz edebilir miyiz?

Emile Zola’dan William Godwin’e, James Madison’dan Peygamberimiz Hz. Muhammed’e; Eflatun’dan Hz. Ömer’e, Çiçero’dan Konfüçyüs’e, Mencius’tan Victor Hugo’ya, Kanuni Sultan Süleyman’dan Atatürk’e, Sigmund Freud’a kadar yüzlerce düşünür ve devlet adamı, farklı çağlarda ve coğrafyalarda aynı kavram üzerinde durmuştur: Adalet.

İnançları, ideolojileri ve dönemleri farklı olsa da hepsini ortak bir paydada buluşturan şey, adaletin toplumların varlığı için vazgeçilmez olduğuna dair inançtır.

Türk Dil Kurumu’na göre adalet; “hak ve hukuka uygunluk, hak ve hukuku gözetme ve yerine getirme, doğruluk ve adil olma durumu ”dur.

Peki size adil davranılmadığında ne hissedersiniz? Hakkınız gasp edilse, ardından bütün hukuki yollar gücü elinde tutanlar tarafından kapatılsa, çaresiz kalsanız… Hiç de iyi hissetmezdiniz değil mi?

Düşünün: Evinizin önünde park hâlindeki aracınıza yerleştirilen C-4 tipi bir plastik bombanın patlaması sonucu hayatınızı kaybediyorsunuz. Olay “faili meçhul” olarak kayıtlara geçiyor. Yıllar geçiyor ama failler bulunmuyor. Bu, adalet midir?

Ya da en sevdiğiniz insan… Hizbullah mensupları tarafından kurulan bir pusuda, çapraz ateş altında şehit ediliyor. Vücudundan 400’den fazla mermi çıkıyor. Yetmiyor; makam aracına atılan iki el bombasıyla naaşı parçalanıyor. Faillerin bir kısmı yakalanıyor, bir kısmı kaçıyor. Yakalananlar, Mustazaflar ile Dayanışma Derneği (Mustazaf-Der) tarafından savunuluyor. Bu dernek, 2000–2012 yılları arasında çok sayıda kanlı eylemi savunduğu gerekçesiyle Yargıtay kararıyla kapatılıyor. Ancak aynı yapıdan birçok isim daha sonra HÜDA PAR’ın kurucuları arasında yer alarak siyasete dâhil oluyor. Daha da ötesi bu olayı gerçekleştirip ceza alan failler daha sonra serbest bırakılıyor! Buna ne vicdan dayanır ne de akıl.

Bir başka tabloyu düşünelim… Ailenizle birlikte ara tatilde Kartalkaya’ya kar tatiline gittiniz. Her şey yolunda gibi görünüyor. Ancak gece, restoran bölümünde açık unutulan elektrikli ızgara yangına neden oluyor. Yangın alarm sistemi çalışmıyor. Yönetmeliğe aykırı malzemeler kullanıldığı, denetimlerin eksik olduğu, personelin eğitimsiz olduğu ortaya çıkıyor. Sonuç: 133 yaralı, 78 can kaybı. Sormak gerekir: Hangi ceza, hangi mahkûmiyet bu acıyı telafi edebilir?

Bir başka örnek… Ülkemize misafir olarak gelen öğrenciler başlarında öğretmenleri olduğu halde bir otelde kalıyorlar. Bu Otelin inşaatı 1990–1991’de apartman olarak başlıyor, yıllarca karkas hâlde bekliyor. 2001’de planlar otele çevriliyor. 2005’te kapasite artırılırken kolonlar kesiliyor, kaçak kat çıkılıyor, ruhsata aykırı işlemler yapılıyor ve imar barışından yararlanılıyor. Sonra deprem oluyor. Yavru Vatan Kıbrıs’ın temsilcileri olan Şampiyon Melekler Kafilesi’nden 35 öğrenci ve öğretmen dâhil olmak üzere toplam 72 canımızı yitiriyoruz. Bugün ceza alan kim? İnşaatı yapanlar değil; yalnızca eski belediyede görevli üç memur. Onlar da 10 yıl ceza alıyor. 72 cana karşılık bu mudur adalet?

Benzer bir olay 1 Ocak 2026 gecesi İsviçre’nin Crans-Montana kayak merkezindeki Le Constellation barında yaşandı. Çıkan yangında 40 kişi öldü, 116 kişi yaralandı. Ölenler arasında 6 İtalyan ve 1 Türk vatandaşı vardı. İşletme sahiplerinin 200.000 İsviçre Frangı (yaklaşık 11.200.000TL) kefaletle tutuksuz yargılanmasına devam edilecekken, İtalya Başbakanı ve Dışişleri Bakanı sert tepki gösterdi. İtalya, “alınacak ilave önlemleri değerlendirmek” gerekçesiyle İsviçre Büyükelçisini geri çağırdı. Aynı olayda bir Türk vatandaşı hayatını kaybetmişken, biz ne yaptık? Duyan gören var mı?

Edmund Burke der ki: “Adalet, sivil toplumu ayakta tutan temel ilkedir.”

Amyot: “Adaletin hâkim olduğu yerde silahın yeri yoktur.”

Montaigne: “Adaletin olmadığı yerde ahlak da yoktur.”

Hz. Muhammed: “Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmeye mahkûmdur.”

Hz. Ömer ise bunu tek cümlede özetler: “Adalet, mülkün (devletin) temelidir.”

Bu sözlerin ortak mesajı nettir: Adalet yoksa toplum çözülür. Adalet yoksa ahlak yok olur. Adalet yoksa insanlar kendi adaletini sağlamaya yönelir. Ve adaleti yıkanlar hesap vermezse, o devlet er ya da geç çöker. Adalet varsa devlet vardır; adalet zayıfladığında herkes güvensizdir.”

Adalet bir öfkenin değil huzurun adıdır. Ve bunca yaşanana rağmen, umudumuz hâlâ vardır. Şimdi sormak gerekir sivrisinek saz mı? Yoksa davul zurna çalmanın zamanı geldi mi?