Türkiye’de zaman zaman deprem yaşanmadan meydana gelen bina çökmeleri ve can güvenliği nedeniyle gerçekleştirilen tahliyeler, yapı stokunun güvenliğini yeniden gündeme taşıyor. İstanbul Maltepe’de 8 Ekim’de yedi katlı bir binanın ilk üç katının çökmesiyle yaşanan olay da yapıların mevcut durumu, denetim mekanizmaları ve kentsel dönüşümün önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Çorum Temsilciliği adına değerlendirmelerde bulunan İnşaat Yüksek Mühendisi Özgür Kılıç, binalarda meydana gelen hasarların yalnızca olayın yaşandığı günün koşullarıyla açıklanamayacağını belirtti. Kılıç, yıllar içerisinde oluşan malzeme yıpranması, su ve nem etkisi, donatı korozyonu, projeye aykırı müdahaleler ve denetim eksikliklerinin yapı güvenliğini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
“YAPI STOKUMUZU TANIMAMIZ GEREKİYOR”
Türkiye’de mevcut yapı stokunun risk durumunu ortaya koyan kapsamlı, güncel ve güvenilir bir envantere ihtiyaç bulunduğunu ifade eden Kılıç, kamuoyunda daha önce yaklaşık 6,8 milyon riskli konut ve İstanbul’da 1,5 milyon bağımsız bölümle ilgili çeşitli verilerin gündeme geldiğini hatırlattı.
Bir binanın güvenli olup olmadığının yalnızca yapım yılına, dış görünüşüne veya gözle görülen çatlaklara bakılarak belirlenemeyeceğini vurgulayan Kılıç, beton kalitesi, donatı özellikleri, taşıyıcı sistem, zemin koşulları ve projeye uygunluk gibi unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Kılıç, yapı stokunun sistematik biçimde incelenmesi, riskli yapıların önceliklendirilmesi ve elde edilen sonuçların kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini belirterek, “Bilmediğimiz bir riski doğru yönetemeyiz” mesajını verdi.
BODRUM KATLARDAKİ KOROZYON TEHLİKESİNE DİKKAT ÇEKTİ
Yapı güvenliğini tehdit eden önemli sorunlardan birinin, özellikle su yalıtımı ve drenaj koşulları yetersiz bodrum katlarda görülen donatı korozyonu olduğunu belirten Kılıç, sürekli nem, yeraltı suları ve tesisat kaçaklarının betonarme yapılardaki çelik donatılara zarar verebileceğini ifade etti.
Korozyon sonucunda donatı kesitinin azalabileceğini, beton örtüsünde çatlaklar, kabarmalar ve dökülmeler meydana gelebileceğini kaydeden Kılıç; pas lekeleri, açığa çıkan demirler, beton dökülmeleri, yoğun nem ve belirgin çatlakların uzman incelemesini gerektiren işaretler olduğunu bildirdi.
Bu belirtilerin tek başına bir binanın risk durumunu kesin olarak ortaya koymadığını vurgulayan Kılıç, sorunların büyümeden tespit edilmesi için su yalıtımı ve drenaj sistemlerinin doğru tasarlanması, düzenli bakım yapılması ve mevcut hasarların zamanında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
1998 ÖNCESİ BİNALAR İÇİN AYRINTILI İNCELEME ÇAĞRISI
1998 yılında yürürlüğe giren deprem yönetmeliğinin Türkiye’de yapı güvenliği açısından önemli bir aşama olduğunu ifade eden Kılıç, bu tarihten önce inşa edilen binaların önemli bir bölümünün dönemin tasarım, malzeme, uygulama ve denetim koşulları nedeniyle ayrıntılı incelemeye ihtiyaç duyabileceğini kaydetti.
Eski yapılarda düşük dayanımlı beton, düz donatı, yetersiz etriye düzeni ve uygulama hataları gibi sorunlarla karşılaşılabileceğini belirten Kılıç, her binanın kendi özellikleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Binaların yalnızca dış cephelerinin yenilenmesiyle güvenli hâle geldiğinin düşünülemeyeceğini ifade eden Kılıç, taşıyıcı sistemin durumunun mühendislik esaslarına göre incelenmesinin önemine dikkat çekti.
KAÇAK KATLAR VE TAŞIYICI SİSTEME MÜDAHALELER RİSK OLUŞTURUYOR
Projeye aykırı kat ilaveleri ile kolon ve kirişlere yapılan bilinçsiz müdahalelerin yapı güvenliğini tehlikeye atabileceğini belirten Kılıç, sonradan eklenen katların binanın ağırlığını ve taşıyıcı elemanlara etkiyen yükleri artırabileceğini ifade etti.
Özellikle zemin katlardaki dükkân veya otopark alanlarını genişletmek amacıyla kolon ve kirişlerin kesilmesi ya da kaldırılmasının yapının davranışını değiştirebileceğini kaydeden Kılıç, bu tür uygulamaların ciddi güvenlik sorunlarına yol açabileceğini bildirdi.
Maltepe’de çöken binanın 1987 yılında inşa edildiği ve üstteki dört katın 1990 yılında kaçak olarak yapıldığı yönündeki iddiaların resmî makamlarca açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirten Kılıç, binanın imar affından yararlanıp yararlanmadığının ve yapı kayıtlarının da ilgili kurumlar tarafından ortaya konulması çağrısında bulundu.

Kılıç, yapı kayıt belgesinin tek başına teknik güvenliğin kanıtı olmadığını vurgulayarak, yerel yönetimlerin, denetim kuruluşlarının ve ilgili kurumların sorumluluklarının açık biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade etti.
“KENTSEL DÖNÜŞÜM YALNIZCA DEPREM HAZIRLIĞI DEĞİLDİR”
Kentsel dönüşümün yalnızca olası depremlere hazırlık kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Kılıç, yapıların yaşlanması, malzeme yıpranması, korozyon, su yalıtımı sorunları ve bilinçsiz müdahalelerin deprem olmadan da can güvenliğini tehdit edebileceğine dikkat çekti.
Bununla birlikte her eski binanın yıkılmasının zorunlu olmadığını belirten Kılıç, yapıların mevcut durumu, güçlendirme olanakları, ekonomik koşullar ve şehircilik ilkelerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Bazı binalarda mühendislik esaslarına uygun güçlendirmenin mümkün olabileceğini, bazı yapılarda ise yeniden yapım veya alan bazlı dönüşümün daha uygun seçenek olabileceğini ifade etti.
ÇORUM İÇİN YAPI STOKU TARAMASI ÖNERİSİ
Çorum’da da mevcut yapı stokunun durumunu ortaya koyacak sistematik tarama programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıç, belediyeler ve ilgili kamu kurumlarına çağrıda bulundu.
Riskli olabileceği değerlendirilen binaların önceliklendirilerek uzman ekiplerce incelenmesi gerektiğini belirten Kılıç, ihtiyaç duyulması hâlinde beton ve donatı özelliklerinin belirlenmesi, taşıyıcı sistemin değerlendirilmesi ve zemin koşullarının incelenmesi gibi çalışmaların yapılmasını önerdi.
Hızlı tarama yöntemlerinin ilk değerlendirme açısından yararlı olabileceğini ancak ayrıntılı mühendislik incelemesinin yerini tutmayacağını ifade eden Kılıç, bina sakinlerinin bodrum katlardaki beton dökülmeleri, açığa çıkan donatılar, belirgin çatlaklar ve sürekli su sızıntılarını önemsemesi gerektiğini kaydetti.
“GÜVENLİ YAPILAR BİR TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUKTUR”
Binaların ayakta durmasının tek başına güvenli oldukları anlamına gelmediğini belirten Kılıç, aynı şekilde bir yapının eski olmasının da kesin olarak güvensiz olduğu sonucunu doğurmayacağını ifade etti. Gerçek riskin ancak bilimsel ve teknik incelemelerle ortaya konulabileceğini kaydetti.
İnşaat mühendisliğinin temel amacının insan yaşamını koruyan güvenli yapılar üretmek olduğunu vurgulayan Kılıç, doğru projelendirme, nitelikli uygulama, etkin denetim, düzenli bakım ve bilimsel değerlendirmenin birbirinden ayrılmaz unsurlar olduğunu belirtti.

Muhabir: ÖMÜR SOYTEMİZ