Bu ülkede birine hakaret edecekseniz, hayvanlar âleminden seçersiniz.
Aslan derseniz gurur olur, kartal derseniz özgürlük…
Geriye ne kalır?
Eşek.

Tesadüf değildir.
Çünkü bu ülkede en çok çalışanlar, en kolay aşağılananlardır.

Oysa eşek, Anadolu’nun en eski ve en sadık emekçisidir.
Kimse ona madalya takmamıştır.
Adı tabelalara yazılmamış, heykeli dikilmemiştir.
Sadece yük taşımış, susmuş ve yürümüştür.

İnsanlığın en ağır yüklerini taşıyan bir canlının, en aşağılanan simgeye dönüşmesi başlı başına bir ironidir.

Eşek, Anadolu’nun ilk kamyonudur.
İlk traktörüdür.
İlk ambulansıdır.
İlk göçmen taşıyıcısıdır.

Dağ başındaki köye un götürmüş, ovadan su taşımış, hastayı sırtında şehre indirmiştir.
Ama şehir merkezine gelince adı değişmiştir:
Hakaret.

Eşeğin suçu akıllı olması değildir.
Suçu, aklını gösterişe dökmemesidir.

Bakın, eşek bağırır ama nutuk atmaz.
Yük taşır, alkış beklemez.
Yokuşu tartar, eğimi ölçer ve “buradan gidilmez” der.

İnsan gibi hırs yapmaz.

1950’lerde Amerikalı mühendisler bu ülkeye geldiklerinde şaşırmışlardı:
Eşekle yol ölçen bir memleket…

Gülüp geçtikleri şey, aslında mühendisliğin en saf hâliydi.
Eşek, yüzde yedinin üzerindeki eğime çıkmazdı.
Çünkü düşeceğini bilirdi.
Çünkü yolun değil, sonucun hesabını yapardı.

İnsan ise çıkar.
Çıkar ama yuvarlanır.
Sonra da o yuvarlanmayı “vizyon” diye anlatır.

Eşek bildiği yoldan şaşmaz.
Bir kez geçtiği patikayı unutmaz.
Bu yüzden kervanların önüne eşek konurdu.
Zira eşeğin haritası yoktur ama hafızası vardır.

Bugün ise kervanların önüne kimi koyuyoruz?
Yolu bilmeyeni.
Daha önce hiç yol yürümemiş olanı.
Kartviziti kalın, unvanı parlak olanı.

Eşeğin diploması yoktur ama tecrübesi vardır.
İnsanın diploması vardır ama istikameti yoktur.

Nasreddin Hoca’yı eşeğinden ayıramazsınız.
Ayırırsanız geriye fıkra kalmaz;
kuru, soğuk ve yukarıdan bakan bir söylev kalır.

Hoca eşeğe ters binerdi.
Çünkü ters giden bir dünyaya nasıl oturulacağını iyi bilirdi.
Bugün herkes düz oturuyor ama dünya tersine gidiyor.
Demek ki mesele oturuşta değil, bakıştadır.

Eşek sabırlıdır.
Çünkü acele edenin düştüğünü görmüştür.
Eşek inatçı değildir; tedbirlidir.
Ama biz tedbire “eşeklik” diyoruz.

Bir iş yanlış gidiyorsa dur demek, bu ülkede ayıptır.
Uçuruma giden kalabalığa katılmamak kınanır.
Herkes alkışlıyorsa düşünmek gereksizdir.

Eşek alkış sevmez.
Yük hafiflerse anlar.
Yol kısalırsa anlar.
Ama övgüyle işi olmaz.

Belki de bu yüzden sevilmez.
Çünkü pohpohlanmaz.
Çünkü kandırılamaz.
Çünkü önüne atılan her yeme atlamaz.

Eşek küçümsenen bir hayvandır ama iyi bir kılavuzdur.
Şunu öğretir:
Her bağıran lider değildir.
Her yabancı sözcük bilgi değildir.
Her parlak proje yol değildir.

Bazen en doğru istikamet,
en sessiz canlının bastığı izdir.

Kısaca demem o ki, dostlar:
Bu ülkede eşek kadar akıllı olanlar hiç sevilmedi.
Ama eşek gibi çalışanlar, bu ülkeyi hep ayakta tuttu.