Aylardır, hatta yıllardır fakir fukaranın geçim sıkıntısından bahsediliyor.
Muhalif TV kanalları ve gazeteler, yüksek enflasyon nedeniyle haklı olarak yeri-göğü inletiyorlar.
TBMM kürsüsüne bir kere çıkmış veya hiç çıkmamış iktidar grubuna ait milletvekilleri “yavuz hırsız” örneğinde olduğu gibi, nerdeyse “ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin” diyen ünlü Fransız Kraliçesi Marie Antoinette ile aynı düşüncede olduklarını itiraf eder duruma düştüler…
Adam milletvekilliğinden emekli maaşı hak etmiş, ama sonra yine milletvekili olduğu için iki maaş alıyor.
Tamam alsın…
Kul hakkına biz karışmayız…
Yaklaşık 500 bin lira alan bu vekil, “Gelin bu parayı size vereyim, benim bütün giderlerimi üstlenin” diyor…
Bu vekil kolunda 35 milyonluk saat taşımıyor ama seçildiği ilde hala aktif olan dört dükkanı da tıkır tıkır işlemesine ve gelir getirmesine rağmen mebus maaşı ve emeklisi eklenince yarım milyon olan parayı küçümsüyor…
Pes yani…
Daha dün dolmuşa binip Kızılay’a gittim.
Meğer dolmuş bedeli son bir ay içinde 30 liradan 40 liraya fırlamış…
En alt kademeden emekli maaşı alan garibana daha geçenlerde TBMM’de bin lira zam yaparak maaşını 20 bine çıkardılar.
Yaptıkları zamma bakar mısınız? Bir aylık dolmuş parasını bile karşılamayan düzeyde…
Bin lira zam, oysa dolmuşla bir ayda gidiş geliş 2 bin 400 lira.
500 bin lira sadece Milletvekili maaşı …
Peki, aylık 500 bin TL yanında, mebusların sağlık hizmetlerine ne demeli?
Tamamı bedava…
Özel hastaneler dahil.
Bitmedi…
Üstelik aile fertleri de özel hastanelerde ücretsiz tedavi olabiliyorlar...
Bitmedi…
Eğer herhangi bir sağlık kuruluşundan “tedavisi Türkiye’de mümkün değildir” raporu alırsanız -bal gibi alınıyor- Avrupa veya Amerika’nın en ünlü hastane veya sağlık kuruluşlarında tedavi olabilirsiniz. Getirin faturayı, TBMM kasasından derhal tahsil edin…
Daha bitmedi.
Tüm ulaşımlar indirimli.
Yurt dışı gezilerde tüm masraflar ise (görevli olduklarında) TBMM kasasından…
Yetmedi, bir de yurt dışından döndükten sonra TBMM kasasından tahakkuk eden harcırahı da alıyorlar.
TBMM lokantası nerdeyse beleş…
Ünlü bir örnektir, asırlar önce söylenen…
Nasreddin Hoca, sıcak bir Ramazan günü, iftar dâvetine gitmiş. Ev sâhibi, misafirlerin önüne kaşık, kendi önüne kepçe, ortaya da soğuk bir hoşaf kasesi koymuş.
Ezan okununca kepçeyi kapan ev sahibi, hoşafa daldırmaya başlamış.
Ve her seferinde, “Oh öldüm bittim!” deyince Hoca dayanamamış.
Kepçeyi kaptığı gibi, “Efendi, efendi! Biraz da biz ölelim!” demiş…
Gerçekten yani…
Biraz da şu fakir fukara ölsün (!) yani…
Allah hiç kimseyi ölmeden, gömülmüş gibi hissettirmesin…