Görünen Kalabalık, Kaybolan Amaç

Son yıllarda Türkiye’nin birçok kentinde belediyeler kültürel etkinliklere daha fazla yer vermeye başladı. Kitap fuarları, kitap günleri, söyleşiler ve imza etkinlikleri artık yerel yönetimlerin kültür takviminde önemli bir yer tutuyor.

İlk bakışta bu gelişme sevindirici görünüyor. Fakat sahaya biraz yakından bakıldığında önemli bir çelişki ortaya çıkıyor. Etkinlik sayısı arttığı halde kitap kültürü aynı oranda büyümüyor.

Kalabalık var, ama kalıcılık yok.

Çünkü çoğu organizasyon kültür politikası anlayışıyla değil, etkinlik mantığıyla hazırlanıyor. Çadırlar kuruluyor, stantlar açılıyor, afişler asılıyor ve birkaç gün sonra her şey sökülüp kaldırılıyor. Geriye çoğu zaman iz bırakan anılar yerine birkaç fotoğraf kalıyor.

Oysa kitap fuarı kalabalık üretmek için değil, okur yetiştirmek için yapılır.

Bugün birçok belediye fuar alanlarını öğrencilerle doldurarak başarı elde ettiğini düşünüyor. Okullardan otobüslerle getirilen yüzlerce çocuk fuar alanlarında dolaşıyor. Ancak göz ardı edilen temel gerçek ise: Bu çocukların önemli bir bölümü dar gelirli ailelerin çocuklarıdır. Günlük harçlığı sınırlı olan bir öğrenciden kitap satın alması beklenmektedir.

Sonuç değişmez.

Çocuklar kitaplara bakar ama satın alamaz. Yayınevleri satış yapamaz. Yerel yazarlar okurla gerçek bağ kuramaz. Fuar kalabalık görünür ama kültürel karşılığı zayıftır.

Bir başka sorun da organizasyon planlamasında ortaya çıkar. Tanınmış ulusal yazarlarla yerel yazarların aynı saatlerde imza etkinliği yapması yerel üretimi görünmez hale getirir. Bir masanın önünde uzun kuyruklar oluşurken diğer masalarda sessizlik hâkim olur. Yerel yazar saatlerce bu manzarayı izler.

Oysa yerel yönetimlerin temel sorumluluklarından biri kendi kentinin kültürel üretimini desteklemektir.

Burada dikkat çeken bir başka ayrıntı da fuar sonunda dağıtılan katılım ve teşekkür belgeleridir.

Birçok belediye yerel yazarlara ve şairlere fuar sonunda bir teşekkür belgesi verir. İlk bakışta bu güzel bir jest gibi görünür. Fakat uygulamaya bakıldığında bu belgelerin çoğu zaman yalnızca idare-i maslahat anlayışının ürünü olduğu görülür.

Standart bir şablon hazırlanır.
Aynı metin herkese verilir.
Aynı ifadeler tekrar edilir.

Bazen sahnede hızlıca dağıtılır, bazen bir görevliye bırakılır, bazen telefon edilip belediyeden alınması istenir, bazen de posta ile gönderilir.

Ne bir anı vardır, ne bir anlamı.

Oysa kültür insanına verilen bir teşekkür belgesi sıradan bir evrak değildir. O belge aynı zamanda o yazarın emeğine, üretimine ve kent kültürüne yaptığı katkıya verilen değerin ifadesidir.

Teşekkürün de bir niteliği olmalıdır.

Yerel dili ve kültürü yaşatan yazar, çocuk edebiyatına katkı sağlayan yazar, doğayı ve çevre bilincini anlatan şair, sevgi ve barış temalarını işleyen edebiyatçı… Bu tür niteliklere vurgu yapan belgeler hem anlam kazanır hem de o kentte üretilen edebiyatın çeşitliliğini görünür kılar.

Çünkü kültür insanına verilen teşekkür, sıradan bir formalite değil; aynı zamanda bir kültür hafızasıdır.

Bazı belediyeler uzaktan gelen yazarlara bırakın çay, simit yemek ikramını, fuar alanında bir bardak çay bile yüksek fiyatla satılıyor. Kültür etkinliği ile ticari panayır arasındaki fark böylece ortadan kalkıyor.

Bütün bunların yanında çoğu zaman gözden kaçan başka bir eksiklik daha vardır. Kültürel etkinlikler planlanırken yerel yazarların görüşleri alınmamaktadır.

Programlar çoğu zaman masa başında hazırlanır. Oysa fuar öncesinde yerel yazarlara yönelik anketler yapılması, yuvarlak masa toplantıları düzenlenmesi ya da küçük kültür çalıştayları gerçekleştirilmesi organizasyonun niteliğini tamamen değiştirebilir.

Çünkü o kentte okuma alışkanlığının durumunu, öğrencilerin gerçekliğini ve okurla yazar arasındaki mesafeyi en iyi bilenler yine o kentin yazarlarıdır.

Kültür yukarıdan tasarlanarak değil, katılımla büyür.

Bugün yaşanan sorunların büyük bölümü kötü niyetten değil, yöntem eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Belediyeler etkinlik yapıyor, yazarlar üretmeye çalışıyor, yayınevleri ayakta kalmaya uğraşıyor, öğrenciler ise kitapla gerçek bağ kuramadan fuar alanından ayrılıyor.

Herkes emek veriyor ama sonuç istenildiği kadar güçlü olmuyor. Demek ki sorun çabada değil, yöntemdedir. O halde artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Belediyeler kitap fuarlarını gerçekten kültür politikasına dönüştürmek istiyorsa neyi değiştirmelidir?

(Devam edecek)